Reklamı Kapat
Tarih Kaynakları ve Kullanımı

Tarih Kaynakları ve Kullanımı

Tarih bilimi kaynaklardan beslenir. Kaynaklara dayanmayan varsayımlarla ya da ön görülerle tarih yazılması mümkün değildir. Kuramsal Tarih düşüncesi ancak bir tez olarak ortaya atılabilen kaynakların Neden-Nasıl'cı bakış açısıyla derlenmesiyle mümkün olur.

Tarih bilimi kaynaklardan beslenir. Kaynaklara dayanmayan varsayımlarla ya da ön görülerle tarih yazılması mümkün değildir. Kuramsal Tarih düşüncesi ancak bir tez olarak ortaya atılabilen kaynakların Neden-Nasıl'cı bakış açısıyla derlenmesiyle mümkün olur. Bunun yanında tarih, usulü bakımından bilgi veren her şey kaynak olmayabilir. Bir argümanın kaynak olabilmesi için bazı niteliklere sahip olması gerekir. Buradan hareketle kaynakları şu şekilde iki kategoride değerlendirebiliriz;

Birinci Elden Kaynaklar (Ana Kaynaklar) ve İkinci Elden Kaynaklar.

Ana Kaynaklar, incelenen olayın yaşandığı devirde bir esere ya da bir malzemeye dayandırılan kaynaklardır. Tarihçilerin en çok önem verdiği kaynaklar birinci elden kaynaklardır ve diğer kaynakların önüne geçerler. Bu tür kaynaklar, genellikle olayın içerisinde bulunan, tanık olan ya da yakından takip eden kişilerin kaleme aldığı kaynaklardır. Bunun yanında bu devirde yapılmış mimari bir eser de ana kaynak olarak değerlendirilebilir.

İkinci Elden Kaynaklar ise incelenen olayın yaşandığı devire yakın tarihte ana kaynaktan yararlanılarak meydana getirilmiş kaynaklardır. Örneğin Osmanlı Vak'anüvistlerinin eserlerinden bir bölümü, ana kaynaklardan istifade edilerek kaleme alındığında ikinci elden kaynak statüsüne girerler. Kimi zaman ana kaynağın bulunamaması durumunda ikinci elden kaynaklar, içerdiği verilerin güvenilirliğine göre birinci kaynak muamelesi görebilirler. Örneğin Mehmet Neşri'nin Kitab-ı Cihannüma eseri, kendisinden önceki Aşık Paşazade'ye dayanır. Dolayısıyla Aşık Paşazade birinci elden kaynak statüsündedir.  Ancak Osmanlı Tarihçileri Mehmet Neşri'nin eserini birinci kaynak olarak dikkate alma eğilimindedirler. Birinci elden kaynakların yetersiz kalması durumunda ikinci elden kaynaklardan istifade etmek tarihçilerin uyguladığı genel yöntemdir diyebiliriz. Kimi durumlarda kıyaslama yapabilmek için her iki kaynakta çapraz okumayla birbiri ile karşılaştırılarak doğru sonuca ulaşılmaya çalışılır.

Yukarıda belirtilen argümanlardan istifade edilerek ortaya konan çalışmaya Araştırma denilmektedir. Ortaya konan araştırmalar diğer araştırmalara ilham olabilir ve yol gösterebilir. Ancak bir konuda yapılan bir araştırma kaynak haline gelemez. Örneğin İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın büyük önem taşıyan Osmanlı Tarihi ansiklopedisi, tarihçiler için sıkça başvurulan bir eserdir. Ancak bu eseri bir kaynak olarak değerlendirmek doğru değildir. Söz konusu kaynaklar ışığında ortaya konan bir araştırmadır ve diğer araştırmalar için yol gösterici olabilir. Ancak tek başına bir kaynak olma özelliğine sahip değildir.

Kaynakların Sınıflandırılması; Tarih yazımında kullanılan kaynaklar şekli, cinsi ve mahiyeti bakımından kategorilere ayrılırlar. Bu kaynakları aşağıdaki kategorilerde değerlendirebiliriz.

Sözlü Kaynaklar

Toplumların belli bir disipline tabi olmaksızın kulaktan kulağa naklettikleri, kimi zaman yazılı da olabilen ancak yazarı çoğunlukla anonim olan kaynaklardır diyebiliriz. Bu kaynaklar ekseriyetle toplumların yaşayış şekillerini, kültürlerini, teoloji ve mitolojilerini, korkularını ve temennilerini ifade etmekte, kimi durumlarda ise toplum nezdinde etki oluşturan belli bir olayı konu edinmektedir. Sözlü kaynakları tasnif edecek olursak aşağıdaki başlıklarla karşılaşırız.

1) Efsaneler ve Mitler (Mytos): Halk edebiyatı olmakla birlikte genellikle hayal ve gerçeğin iç içe geçtiği anlatımlardır. Bu kaynaklar tarihi hemen her çağına dair bilgi, tahayyül ve algı oluşturmakta fayda sağlayabilirler. Kısaca kategorize edecek olursak;

- Tarihi kişiler, yerler ya da olaylarla ilgili olanlar,
- Dini konular ve yaradılış ile ilgili olanlar,
- Olağanüstü varlıklarla ilgili olanlar,
- Doğa ve çevreyle ilgili olanlar.

Efsaneler uzun zaman aralıkları içerisinde meydana gelirler ve toplumların tarih serüveni içerisinde tekrar tekrar uyarlamalardan geçebilirler. Anadolu, bu tür efsanelerin en yaygın olduğu coğrafya ve kültürlerden birisi olarak öne çıkar. Efsaneler, toplumların hayal dünyalarında geliştirdikleri sanal gerçekliktirler diyebiliriz. Kimi durumlarda gerçeğin süslenmiş ve abartılmış senaryolarla önümüze koyulmasını sağlayabilirler. Mitler, efsaneler gibi ortaya çıkmakla birlikte efsanelerden farklı olarak gerçekten uzaktırlar. Ancak toplumların çevrelerine, sosyal münasebetlerine, zihin dünyalarına ve maneviyat kapsamında ki inanışlarına dair önemli ipuçları edinmemizi sağlayabilirler.

2) Hikayeler: Ekseriyetle gerçek bir olaya dayanan mizansen anlatımlardır. Efsanelerden farklı olarak içerisinde zaman ve mekan bilgisi barındırırlar. Kimi hikayeler bu bütünlükten uzak olabilirler, ancak tarihçiler içerisinde zaman ve mekan bütünlüğü barındıran hikayeleri kaynak olarak kullanmayı tercih edebilirler.

3) Destanlar: Tarihçiler için zayıf bir kaynak olarak kullanılsalar da sözlü kültürün en yaygın öğelerindendir. Genellikle kahramanlık ve metafizik unsurları konu edinen destanlar dikkatli tahlillerle zayıf bir kaynak olarak dikkate alınalibilir.

4) Tarihi Şiirler: Belli bir tarihi olayı toplum nezdinde hatırlanır kılmak ve anmak için toplumlar tarafından üretilen edebi eserlerdir. İçerdikleri bilgiler bakımından tarihi şiirler birer kaynak olabilme özelliğine sahiptir. Türk, Moğol, Arap ve Germenler bu tür tarihi kalıntılara sahip toplumlar olarak öne çıkarlar.

5) Menkıbeler: Kültürlerin ve toplumların manevi, dini ya da teolojik hikayeleri menkıbe olarak ele alınır. Menkıbeler metafizik unsurları barındırabildiği gibi belli bir kişinin dini unsurları referans alınarak ortaya çıkmış kısa hikayelerdir diyebiliriz. Örneğin Hacı Bayram Veli, Hacı Bektaş Veli gibi isimlerin menkıbeleri Osmanlı Tarihinde en çok karşımıza çıkan örneklerdir.

6) Fıkralar ve Atasözleri: Toplumların belli bir olayı hatırlanır kılmak için ürettikleri en zekice yöntemlerden biridir. Toplumların, fertlerine bir şeyleri eğlenerek öğretme yöntemi olarak dikkat çeken fıkra ve atasözleri kimi zaman abartılı, mantığa aykırı ya da gerçek dışı olabilirler. Ancak bu göreceli gerçek dışılık bir gerçekliğe atıfta bulunduğundan mahiyeti dikkate alınarak tarihi bir kaynak olarak değerlendirilebilirler. Örneğin Nasreddin Hoca'nın fıkrası, Yoğurdun Türkler tarafından geliştirildiğine dair bir kaynak niteliği taşır.

Yazılı Kaynaklar

Yazılı hale getirilmiş ve tarih bilimi açısından kaynak niteliği taşıyan argümanlar yazılı kaynak sınıfına girerler. Yazılı kaynaklar yazılışlarına, üretim kaynaklarına, ulaşım ve koruma durumuna göre farklı kategoriler altında değerlendirilirler.

1) Arşivler: Doğrudan devletler tarafından üretilen yazılı kaynakların yine devlet tarafından muhafaza edildiği yerler arşivlerdir. Tabi devletler dışında özel kişi ve kurumların ürettikleri belgelerin saklandığı arşivlerde bulunabilir ve bunlarda kısmen tarihi kaynak niteliği taşıyabilirler.

1-A) Belgeler: Devletlerin resmi faaliyetlerini yansıtan kanun, tüzük, ilam, karar,uluslararası yazışmalar, v.b. amaçlarla ürettiği ve ortaya koyduğu metinlerdir. Bu metinler önceleri halka açık değildi ancak herkese açık hale getirildikten sonra tarihçiler tarafından kaynak olarak kullanılmaya başlandı.

1-B) Çizili ve Görsel Malzeme: Harita, Plan, Kroki, Fotoğraf ve Resimler tarihçiler için fevkalade önemli kaynaklardır. Eski İstanbul hakkındaki çizimlerden Osmanlı Dönemindeki haritalara kadar pek çok kaynak tarihçiler için önemli argümanlar olmuştur.

1-C) Görüntülü ve Sesli Malzeme: Fotoğraf, Ses Kaydı, Video, v.b. malzemeler tarihçiler için rasyonelliği bakımından çok önemli kaynaklardır.

2) Kütüphaneler: Ana Kaynak ya da İkinci Elden Kaynak niteliği taşıyan pek çok eser Kütüphanelerde yazma ya da matbu eser olarak kütüphanelerde saklanırlar. Bu eserler şu şekilde sınıflandırılır;

2-A) Vakayinameler (Kronikler): Olayların yıllara göre yazımı olan Vakayinameler batı literatüründe Kronik olarak karşımıza çıkarlar. Osmanlı döneminde resmi görevli olan Vakanüvisler, olayları tarih sıralamasına ve tarihlendirerek kaydederler. Bu kayıtlar tarihçiler için büyük önem arz etmektedir.

2-B) Takvimler, Yıllıklar: Olayların birebir gününe göre tutulduğu eserlerdir. Vakayinameler gibi kayıt disiplinine sahip olmakla birlikte birebir günlük olarak tutulmuş olmaları Takvim ve Yıllıkları ayrıca önemli hale getirirler.

2-C) Şecereler (Geneoloji): Kısaca aile tarihleridir diyebiliriz. Kişilerin soyları ağaç dalları gibi disiplinli bir şekilde anlatılır. Araplarda çok zengin olan bu gelenek Osmanlı döneminde de kullanılagelmiştir ve tarihçiler için kaynak olma özelliği taşır.

2-D) Biyografiler: Belli bir kişinin hayatını kaleme alan eserlerdir. Hükümdarlar, vezirler, önemli komutanlar, v.b. tarihsel öneme sahip şahsiyetlerin hayat hikayelerini anlatan biyografiler, tarihçiler için önemli bir kaynaktır.

2-E) Hatıralar: Doğrudan kişinin kendi kaleme aldığı ya da kişinin kaleme aldıklarından derlenen eserler Birinci Elden Kaynak sınıfına girdikleri için büyük önem taşırlar.

2-F) Seyahatnameler: Gezginlerin gezilerinde kaydettikleri bilgilerden oluşan seyahatnameler tarihçilerin sıkça başvurduğu önemli kaynaklardandır.

2-G) Süreli Yayınlar: Günlük, Haftalık, Aylık, Yıllık gibi belli bir disiplinle belli tarihlerde basılan ve yayınlanan yazılı kaynaklardır. Örn. Dergi, Gazete, Resmi Bülten, v.b. Bu tür yayınların Avrupa'da ki ilk örneği Avrupa'da 1609 yılına (Acta Publica), Osmanlı'da 1828 yılında Mısır (Vak'a-i Mısrıyye) ve 1831 yılında İstanbul'dur (Takvim-i Vakayi). Açık ve resmi yayınlar olması münasebetiyle tarihçiler için önemli birer kaynaktırlar.

3) Arkeolojik Buluntular, Müzelerdeki Eserler: Tarihi eser niteliği taşıyan materyaller, belli bir dönemin anlaşılması için önemli ipuçları barındırırlar. Bu nedenle Müzelerde muhafaza edilen Arkeolojik Buluntular gerek Antropolojik, gerek kültürel gerekse siyasal pek çok bilgi barındırabilirler.

3-A) Mimari Örnekler: Han, Hamam, Antik Kent kalıntıları, höyük, v.b. pek çok yerleşim kalıntısı kimi zaman üzerlerinde bulunan yazılar kimi zaman ise toplumsal verilerin analiz edilebilmesini sağlaması bakımından önemlidirler. Anadolu'da Hitit, Selçuklu, Beylikler Dönemi gibi evrelerin aydınlatılmasında önemli rol oynamışlardır.

3-B) Nekropol Kalıntıları: Kurgan, Anıt, Lahit Mezarlar, v.b. ölü gömme alanlarında elde edilen veriler de sosyal doku, inanç ve geleneklerin tespiti noktasında pek çok veriye ulaşmaya imkan tanır. Kimi zaman semboller ve kabartma resimlerle bezenen bu tür alanlar tarihçiler için önemli birer kaynak durumundadır.

3-C) Paralar: Paralar, ekseriyetle resmi birer kalıntı muamelesi görürler. Üzerlerinde hükümdarların isim ve ünvanları ile genellikle basılış tarihleri bulunur. Bu veriler kronolojik sınıflandırma açısından da önem arz eder.

3-D) Arma, Mühür ve Madalyalar: Devlet erkinin resmi unsurları olduğundan tıpkı paralar gibi üzerlerinde bulunan bilgiler münasebetiyle pek çok önemli veriye ulaşmak mümkündür.

Kaynakların Kullanılması

Teknik imkanların artması ve bilişimin sağladığı imkanlar münasebetiyle kaynaklara ulaşım kolaylaşmış ve çeşitliliği ile tarihçilere önemli faydalar sağlamıştır. Gerek internet kaynakları gerekse bilişim teknolojilerinin sağladığı imkanlarla kullanımı kolaylaşan nesnel kaynaklar (Kütüphane, Arşiv, v.b.) doğru kullanım ve değerlendirme becerisi ile faydalı bir araç haline gelecektir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken hususlar şu şekildedir;

1) Kütüphaneler: Yazılı kaynakların bulunduğu disiplinli ortamlardır. Elbette tarihçilerin en çok istifade ettiği kaynaklardan biridir. Ancak kütüphane kullanımı doğru yöntem, usul ve metodolojiyle verimli olur. Bu nedenle önce kütüphanecilik sistemini ve kütüphane türlerini bilmek, tanımak gerekir. Kütüphaneler temelde üçe ayrılır; Resmi, Halka Açık ve İhtisas Kütüphaneleri.

Resmi Kütüphaneler akademisyenlerin ve özel izinli kişilerin kullanımına tahsis edilen adeta bir devlet dairesi gibidir. Kitaplar raflardan gelişi güzel değil değil talep üzerine muhafaza edildiği alanlardan istenerek kullanılabilir. Örn. Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi.

Halka Açık Kütüphaneler hemen herkesin istifade edebileceği birer açık bilgi ortamıdır. Resmi kütüphanelerde olduğundan daha esnek ama yine de kural ve kaidelerine riayet edilerek kullanılabilecek alanlardır. Bu kütüphanelerin devlet tarafından kurulmuş olanları olduğu gibi vakıf ve şahıs kütüphaneleri de olabilirler. Örn. Millet Kütüphanesi.

İhtisas Kütüphaneleri genel olarak kaynakların bir arada bulunduğu değil belli bir konuda kaynakların bulunduğu kütüphanelerdir. Burada ilgili konu üzerindeki kaynaklardan oluşan kitaplara ulaşmak mümkündür. Örn. Süleymaniye Kütüphanesi.

Bibliyografyalar araştırmacıların araştırma konusuna ait kaynakları tespit edebilmesini sağlayan önemli araçlardır. Hangi konuda, hangi kitapların hangi kütüphanelerde bulunduğunu, hangi konuda hangi makalenin hangi akademik yayınlar aracılığıyla yayınlandığını Bibliyografya yayınları ile tespit etmek mümkündür. Bu konuda Türkiye Bibliyografyası başlıca başvuru kaynağı durumundadır (http://bibliyografyalar.mkutup.gov.tr)

Kataloglar ise bir kütüphanedeki kaynakların tasnifi amacıyla oluşturulur. Kütüphanelerde çalışmak için Katalog kullanımı bilmek zaruridir. Kataloglarda Dewey Onlu sistem kullanılır. Bu sisteme göre bilim dallarına tanımlanan numaralar izlenerek kaynaklara ulaşmak mümkündür. Örneğin 000-099 genel konuları ihtiva eder. 900-999 aralığı Tarih Kitapları için kullanılır. Türk Tarihi eserlerinin numarası 956'dır. Bu sınıflandırmanın alt numaralandırmaları da vardır. Örneğin 956.01 İslam Öncesi Türk Tarihi, 956.07 Osmanlı Tarihi, 956.08 Cumhuriyet Tarihi kitaplarına tanımlanmıştır. Kataloglardan kitap taraması yapmak için bu sınıflandırmaya hakim olmak ve doğru kullanmak gerekmektedir.

2) Arşivler: Devletlerin resmi yazışmalarından oluşan, tarihçiler için Birinci Elden Kaynak niteliği taşıyan eserlerin saklandığı resmi kurumlardır. Tarihçiler için başlıca birinci el kaynak durumunda olan Osmanlı Arşivi'nde bugün 150 Milyon'dan fazla belge bulunmaktadır. Osmanlı Devleti, 18. Yüzyılın ortalarından itibaren (3. Mustafa Dönemi) devlet belgelerini koruma altına almıştır. Osmanlı Döneminde arşivler yoğunlukla Defter usulü ile muhafaza edilmekteydi. Örneğin Devletin Siyasi, Hukuki, Asayiş ve Nizamı ile ilgili kararlar Divan-ı Hümayun defterlerinde tutulurken, maliye ile ilgili bilgiler Bâb-ı Defterî adlı defterlerde bulunurdu. Bugün Osmanlı Arşivinde 300 Binden fazla defter bulunmaktadır. Arşivler, çok sayıda evrakın bulunması dolayısıyla sabır ve kararlılık gerektiren bir çalışma ister. Zira bir belge her zaman olması gereken yerde bulunmayabilir. Osmanlı Devrinde bürokrasinin çoğalması dolayısıyla Dosya Usulü Evrak sistemine geçilmiştir. Tanzimat dönemi sonrasında çağdaş arşivcilik gelişmeye başlamıştır ve yalnızca defter tutma yönteminin yanında evrak arşivlenmesine de başlanmıştır. Böylelikle devlet kurumları yeni tekniklerle kendi arşivlerini tutmaya başlamıştır. Diğer taraftan Cumhuriyet Dönemi sonrasında da arşiv çalışmaları mevcuttur. Bugün Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Dışişleri Bakanlığı, v.b. kurumlar kendi arşivlerini bulundurmakta ve idame ettirmektedir.

3) İnternet: Kullanımının kolay ve efektif olması İnternet'i önemli bir araç haline getirirken kullanım disiplinin olmayışı ve bilgi kirliliği gibi nedenlerden ötürü de mahsurlu yönleri söz konusudur. Ayrıca ulaşılan bilginin silinmesi/değiştirilmesi gibi ihtimaller nedeniyle internet üzerindeki içeriklerin kaynak olarak kullanılmaları mümkün görünmemektedir. Her halükarda önemli ve faydalı bir araç olarak kullanılan internet ile kaynaklara ulaşmak, ulaşılan kaynağı doğrulamak suretiyle alıntı yapılan kaynağa erişilen tarih ve saatin belirtilmesi de gereklidir.

 

15.04.2019'de eklendi, 195 kez okundu
TurkTarihim.Com - Her hakkı mahfuzdur ve koruma altındadır. Kaynak belirtilmeden kullanılamaz.