Reklamı Kapat
2. Murad Dönemi

2. Murad Dönemi

2. Murad Döneminde Anadolu beylikleri itaat altına alınmış, Balkanlardaki fetihler hız kazanmış, fetret devrinin kasvetinden tam anlamıyla kurtulmak mümkün olabilmişti

2. Murad, Mehmed Çelebi'nin vefatı üzerine Bursa'ya gelerek Emir Sultan Buhari'nin elinden kılıç kuşanıp tahta oturduğunda henüz 18 yaşındaydı. Babası gibi Çelebi unvanını değil ismini taşıdığı atası 1. Murad gibi Han unvanını kullanmayı tercih etti. Bu vesileyle onu Murad Han olarak anmak daha doğru olacaktır. Murad Han, kendisinden önce gelenler gibi kardeş kanı dökmek zorunda kalmadı, zira kendisinden büyük ve yaşıt sayılabilecek üç kardeşi Amasya'da vefat etmişti. Diğer iki kardeşi ise henüz küçük yaştaydı.

Murad Han'ın tahta geçişi ile ilk işi komşuları ile anlaşmaları tazelemek ve olası bir tehdide mahal vermemek için sulhu temin etmek oldu. Batıda Macar Kralı Sigismund'a ve Bizans'a, Anadolu'da ise Menteşoğulları ve Karamanoğulları'na elçiler göndererek sulhu taahhüt etti ve onların da taahhüdünü beklediğini iletti. Macar Kralı, Menteşoğulları ve Karamanoğulları sulhu kabul ettiler. Ancak Bizans, Mehmed Çelebi'nin mirası olan bir anlaşmayı öne sürdü. Bu anlaşmaya göre karşılıklı güvenin tesisi için Mehmed Çelebi'den sonra gelecek hükümdarların iki varis kardeşi Bizans'a sulh teminatı olarak verilecekti. Murad Han, bunu kati suretle kabul etmeyerek başka bir anlaşma sundu. Bizans elçisi Bursa'ya gelip bu görüşmeyi Veziri Hacı İvaz Paşa ile gerçekleştirdi. Açıkça tehdit içeren bu konuşmada elçi, yaptığı sulh görüşmesinde Bizans İmparatorunun Murad Han'ın iki kardeşini istediğini, anlaşmanın yerine getirilmemesi durumunda Limdi'de hapis tutulan Sahte Şehzade Mustafa'nın çıkartılarak Edirne'ye gönderileceğini ve hükümdar olarak onu kabul edeceklerini söyledi. İvaz Paşa, karşılıklı sulh için İmparatorun mirastan vazgeçmesini, bunun yerine devletin ileri gelenlerinin çocuklarından 12 sini, ayrıca 200 Bin altın ve Gelibolu'yu vermeyi teklif etti. Manuel'in gönderdiği elçiye verdiği emir açıktı, Bizans pazarlığa açık değil. Zira Mustafa, hürriyeti ve saltanatı karşılığında Gelibolu'nun dışında Buğdan'a kadar olan Karadeniz şehirlerini ve Erinoz-Aynaroz'a kadar olan güney şehirlerini vermeyi kabul etmişti. Bizans, elbette riske girecek ama Mustafa'nın teklifini tercih edecektir.

Bizans, 2. Murad ile sulhten vazgeçip sahte şehzade Mustafa'yı Edirne'ye gönderdi.  Mustafa, Manuel'in gönderdiği kuvvetlerle birlikte Limni'den İstanbul'a, oradan da Edirne'ye geçti. Artık taht mücadelelerine aşina olan Edirne halkı, burada bulunan Azaplar (Başıbozuklar) ve Akıncılar (Tımarlı Sipahiler) Mustafa'nın yanında yer aldılar. Mustafa, önce etrafındakileri ikna etmekte zorlansa da vücudundaki yaraların Bayezid'in yanında yaptığı savaştan geriye kalan hatıralar olduğunu iddia edince etrafındakileri inandırmayı başardı.

Osmanlı'nın en önemli askeri gücü kendilerine tımar verilen akıncılar (Tımarlı Sipahiler), esas görevi askerlik olmayan ve maaş bağlanmayan, yağmadan pay alan Azap askerleri (Başıbozuklar) ve sonrasında hükümdarın kulu olan Yeni Çeriler geliyordu. Bu kuvvetlerden Tımarlı Sipahiler'in tımarları Rumeli'deydi. Azapların ise ekserisi Edirne'de bulunuyordu. Murad Han'a bağlı kuvvetler ekseri Yeni Çeriler ve Anadolu'da bulunan nispeten az sayıdaki sipahilerden oluşuyordu. Bu bakımdan Mustafa önemli bir askeri avantaja sahipti. Murad Han, az sayıdaki kuvvetiyle Edirne'ye gidecek olursa muvaffak olması pek mümkün görünmüyordu. Mahiyeti, bu durum üzerine Bayezid Paşa'yı Edirne'ye gönderip burada ikna edeceği Azaplarla bir ordu kurmayı ve Mustafa'nın üzerine bu şekilde yürümeyi düşündüler. Murad Han'ın da onayıyla Bayezid Paşa, kardeşi Hamza Paşa ile birlikte Edirne'ye doğru yola çıktılar. Bayezid Paşa, burada 30 Bin kişiden müteşekkil bir Azap kuvveti bir araya getirmeyi başardı ve Sazlıdere yakınlarında Düzmece Mustafa'nın ordularıyla karşı karşıya geldiler. Her iki ordu da savaş düzeni alarak muharebeye girişmek üzereyken Mustafa, Azaplara güçlü bir nida ile "Esas hükümdarınıza biat edin" diyerek seslendi ve bu hamlesi ile Azapları ikna etmeyi başardı. Saf değiştiren Azaplar nedeniyle Bayezid Paşa, savaşmadan mağlup olarak esir düştü. Mustafa, Bayezid Paşa huzuruna geldiğinde onun akıbetini veziri Cüneyd'e havale etti. Zira Cüneyd'in Bayezid Paşa'ya evvelden gelen bir garazı vardı. Vaktiyle kendisini esir alan ve damadını hadım ettiren Bayezid Paşa'yı kardeşi Hamza'nın gözünün önünde boynunu vurdurarak katletti. Daha da ileri giderek Hamza'nın hayatını bağışlayıp bu acı hatırayı ömür boyu yaşaması için salıverdi. Cüneyd, bu hamlesi ile kendi akıbetini şekillendirecektir. Zira yıllar sonra ölümü, canını bağışladığı Hamza Bey'in elinden gerçekleşecektir.

Bizans, Gelibolu'yu almak için Mustafa'nın eline geçmesini beklememişti. Mustafa henüz Edirne'ye ulaşmışken Manuel Gelibolu'nun ele geçirilmesi emrini vermişti. Ancak Bizans kuvvetleri Gelibolu kalesini kuşatsalar da kaleyi ele geçirmeyi başaramadılar. Sazlıdere'de ki mağlubiyeti haber alan Gelibolu'da ki kuvvetler, Mustafa'nın gazabına uğramamak için kapıları açarak Bizans kuvvetlerine teslim oldular. Bunu haber alan Mustafa, süratle kaleye gelerek Bizans kuvvetlerine şu ilginç tepkiyi verdi; "Benim kazandığı zafer Manuel'in menfaati için değildir. İslam beldelerini yeniden fethetmeye niyet ettim. Peygamber Efendimiz de şefaat ederse bu niyetimi icra edeceğim. Lakin Manuel'e taahhüt ettiklerimi yerine getireceğim. Askerlerine de artık ihtiyacım yoktur." (Eylül 1421)

Anlaşılan o ki; Mustafa, Bizans'ı kullanmış ve istediğini elde edince Manuel'i yüzüstü bırakmıştı. Manuel, Mustafa'dan daha fazlasını bekleyemeyeceğini anlayınca Murad Han ile yeniden bir anlaşmaya varma yoluna gitti. Vezir Hacı İvaz Paşa ile yapılan ikinci görüşmede Manuel'in Murad Han'ın iki kardeşinin tesliminde ısrar etmesi üzerine anlaşmaya varılamadı.

Nihayetinde Mustafa, 12 Bin sipahi ve 5 Bin piyade ile birlikte Çanakkale'ye çıktı. Savaştan önce Anadolu'da ki beylerden de itaat istedi. Ancak ne Germiyanoğlu ne de Karamanoğlu'nun itaatini alamadı. Bunun yanında yakınlarda ki birkaç küçük beylikten muhtelif itaatlar alarak ordusuna yaptığı takviyeyle Bursa'ya giden tek yol olan Ulubat Deresine doğru yola çıktı. Diğer taraftan Cüneyd, eski beyliğine doğru giderek Balat Emiri Mustafa'yı mağlup edip Aydın'a tekrar yerleşti. Cüneyd, elbette kendi menfaati için bu sefere çıkmıştı ve amacı yeniden eski beyliğinin başına geçebilmekti. Eski kalesini ele geçirebilmişti ancak makamında rahatça oturabilmesi için hükümdarlık mücadelesinde kazanan tarafın yanında yer alması gerekiyordu.

2. Murad Han, elindeki kuvvetlerin yetersiz olduğunu biliyordu. Takviye kuvvet olarak Osmanlı'ya uzun zamandır sadakatle bağlı olan Foça'da ki Cenevizlilerden asker takviyesi istedi. Adorno, 2 Bin kadar zırhlı İtalyan askeri ile birlikte geçmişte Mehmed Çelebi ile yaptığı anlaşma gereği ödemesi gereken vergiyi de takdim etti. Ayrıca ihtiyaç duyulduğunu fark edip arzu edilmesi halinde savaş gemileri tahsis edebileceğini söyledi. Elbette Murad Han bu tüccarın sadakatinden fevkalade memnun oldu.

Murad Han, tanzim ettiği kuvvetlerle birlikte Ulubat Deresinin sırtına konuşlandı. Ordunun sağı deniz, solu ise dere ve bataklıktan oluşuyordu. Derenin karşısına geçebilmenin tek yolu olan köprüyü de kesmişti. Mustafa, ancak Keşiş dağı üzerinden saldırabilirdi ki, bu da 3 günlük bir yola tekabül ederdi. Murad Han'ın kuvvetleri avantajlı durumdaydı ancak yine de bir savunma hattının yarılması durumunda askeri kuvveti zayıf kalıyordu. Bu durumu müşahede eden vezirleri, evvelce Mustafa ile işbirliği yapan Şeyh Bedrettin'in hapse attırdığı Mihaloğlu Mehmed Bey'i zapt edildiği hapisten çıkarmayı önermişlerdi. Mihaloğlu, Edirne'de ki bir kısım kuvvetlerin komutanlığını yapmıştı ve kendisine ziyadesiyle bağlı olan bu kuvvetler onu öldü sanıyorlardı. Murad Han'ın lûtfu ile özgürlüğüne kavuşan Mihaloğlu, savaşın istikametini değiştirecek hamleyi yaptı.  Bir gece derenin diğer yakasına doğru seslenerek yaşadığını ve Murad Han'ın ordusuna katılmalarını teklif etti. Öldü sandıkları reislerinin yaşadığını öğrenen Doğanoğulları, Koyunoğulları ve Evrenozzadeler Murad'ın yanına geçtiler. Ancak Azaplar Mustafa'nın yanında kalmayı tercih ettiler. Hammer'in naklettiği rivayete göre Murad Han, Emir Sultan'dan  muvaffakiyet için duasını istemiş, üç gün boyunca dua eden Emir Sultan'ın kerameti ile Mustafa'nın burnu şiddetli şekilde kanamaya başlamış, bu kanama Mustafa'yı halsiz düşürmüştür.

Mustafa, nehri doğrudan geçemediği için bir gece baskını ile derenin karşı kıyısında mevzi oluşturmayı düşünür. Azaplardan tertip ettiği kuvvetleri gece gizlice nehirden yüzerek karşıya geçirmeyi dener. Ancak bunu haber alan Murad Han, Umur Bey komutasındaki 2 Bin yeni çeriyi ormanlık alana gizler. Azap kuvvetleri karaya çıkmaları ile tuzağa düşer ve önemli bir kısmı öldürülür, kalanlar ise esir edilir. Bu esirler, daha sonra iki baş esir karşılığında bir koyuna mukabil kasaplara satılır. Bu utanç verici vaka, sonra Azaplar ile Yeni Çeriler arasında uzun yıllar sürecek bir husumetin temelini oluşturmuştur.

Murad Han, Mustafa'nın askerlerinden bir kısmını safına çekmeyi başarmış, ilk taarruzunu da boşa çıkarmıştı. Ancak ordusu daha kuvvetli olan yine de Mustafa'ydı. Hacı İvaz Paşa, akıllıca bir hile ile savaşı kan dökmeden sonuçlandıracak bir hamle yaptı. Cüneyd'e, Murad Han'ın safına geçmesi durumunda affedileceği ve eski beyliğinin iade edileceğine dair bir mektup yazıp gönderdi. Mustafa'ya ise Cüneyd'in saf değiştireceğini bildirdi. Bu dahice plan ile Mustafa emrindeki kuvvetlere şüphe ile yaklaşmaya başladı, Cüneyd ise gece kimseye sezdirmeden yanına 70 kadar askerini alarak gizlice cepheyi terk edip Aydın'a doğru yola çıktı. Durum şafak vakti ortaya çıkınca olanları fark eden bir kısım askerler, hükümdarın kendilerini bırakarak kaçtığını düşünerek telaş ve korkuyla kaçmaya başladılar. Her ne kadar komutanlar bunun bir yanlış anlaşılma olduğunu bağırsalar da dinleyen olmadı. Mustafa, bir anda yanında bir avuç kuvvetle yalnız kaldı. Zaman kaybetmeden kendisine bağlı kuvvetlerle birlikte Gelibolu'ya çekildi. Murad Han, onu takip etmek istese de Lapseki'den Gelibolu'ya geçebilmesi için savaş gemilerine ihtiyacı vardı. Kadırgalarla bunu yapması çok tehlikeliydi, zira Mustafa, Gelibolu'da savunma mevzisi almıştı. Kadırgaların bu savunmaya karşı güvenle sahile yanaşmaları pek mümkün görünmüyordu. Ancak daha önce kendisine kadırga ve savaş gemileri gönderme sözü veren Adorno, sözünü yerine getirmiş ve kıyıya yanaşabilecek savaş tertibatına sahip gemilerle Lapseki'ye ulaşmıştı. Hatta Adorno, kıyıya yanaştığında Mustafa ona 50 Bin duka karşılığında Murad Han'ı kendisine teslim etmesini teklif etmiş, ancak o bunu reddetmişti. Adorno'nun bu sadakati karşılığında Murad Han, ekonomik olarak zorluk çekmeye başladığını bildiği Ceneviz'den aldığı vergileri tek kalemde iptal edip Peritorion kalesini de Cenevizlilere bağışladı. Bu bir ödülden daha ziyade çok açık bir dostluk göstergesiydi. Cenevizliler artık sadece ticari ve askeri bir müttefik değil yakın bir dost haline gelmişti. Zira Murad Han, bu lûtfundan sonra alışılmışın dışında bir hareketle diplomasi dilini terk ederek Adorno'ya sarılmıştır.

Murad Han, büyük bir savaş gemisine yerleşip yanındaki 500 askerle birlikte yola çıktı. Adorno da 20 kadırgada konuşlu 500 okçusuyla karaya ayak bastı. Hemen arkasından Murad Han, kendi okçuları ve diğer kuvvetleriyle birlikte karaya çıkıp sapan ve ok atışlarıyla Mustafa'nın zaten zayıf olan kuvvetlerini dağıttılar. Azaplar yoğun ok ve sapan atışlarına maruz kalır kalmaz savaş meydanından çekildiler. Mustafa da süratle Edirne'ye doğru kaçtı.

Murad Han, emrindeki 2 Bin tam zırhlı Ceneviz askeri, Yeni Çerileri ve bir kısım sipahiyle birlikte Edirne'ye ayak bastı. Edirne halkı onu coşkuyla karşıladı. Halkın bu coşkusu karşısında bir ziyafet veren Murad Han, yine adetin dışına çıkarak Cenevizli komutanları hatta askerleri Müslüman ahaliye yaptığı muamele ile ziyafete davet etti. Ardından Cenevizli kumandanlara çok kıymetli hediyeler vererek ülkelerine gönderdi. Takip eden birkaç gün içerisinde Mustafa, Kızılağaç Yenicesinde ele geçirildi. Elbette idamında bir saltanat mensubu muamelesi görmedi. Kirişle boğdurulmak yerine asılarak hisardan aşağı sallandırıldı (1422).

3. İstanbul Kuşatması

2. Murad, Şehzade Mustafa vakasının sorumlusu olan Manuel'in ihanetini cezasız bırakmayacaktır. Murad Han, Bizans kuşatması için hazırlıklara başladığında Manuel yeniden sulh edebilmek ümidiyle elçilerini Bursa'ya göndermiş, evvela isyanın bastırılmış olması hasebiyle tebrik etmiş, sulhun ise veziri Bayezid'in tutumu nedeniyle mümkün olamadığını, kendi kusurları için de özür dileyerek yeniden bir sulh sağlamak istediklerini iletmişti. 2. Murad, Bizans elçilere İmparatorlarının yanına dönmelerini, cevabını 20 Bin askeriyle birlikte Bizans surlarının önüne gelerek bizzat getireceği söylemiş, dediği gibi de yapmış ve elçilerin Bizans'a girmelerinin hemen akabinde ordusuyla surların önünde belirmişti (20 Haziran 1422).

Manuel, 2. Murad'ı sulha ikna edebileceği ümidiyle 1. Mehmed'in ve Bayezid Paşa'nın teveccühünü kazanmış, kendisine fazlasıyla itibar edilen ve hatırı sayılır bir dost gibi muamele gören tercümanı Teolog Koraks'ı (Theologos Corax) elçi olarak görevlendirdi. Ancak 2. Murad, bu hatırı sayılır elçiyi incitmeden sulh kapılarını tümüyle kapattı. Farkında olmasa da bu kararı Koraks'ın ölümüne yol açacaktır. Zira Koraks, Osmanlılar ile kurduğu derin münasebet hasebiyle şüpheleri üzerine çekiyordu.  Rakibi olan saray tercümanı Pilis (Michel Pyllis) onu komutanlık vaadi karşılığında şehrin kapılarını açmakta anlaştığı dedikodusunu yaymış, Manuel de sulhu sağlarsa bu dedikoduyu boşa çıkartmış olacağı düşüncesiyle onu 2. Murad'a elçi olarak göndermişti. Koraks'ın sulha muvaffak olamaması hakkında ki dedikoduların gerçek olduğu intibasını güçlendirmiş, Giritli şövalyelerin başkaldırmaları tehlikesini göze alamayan Manuel, onu teslim etmek zorunda kalmıştı. Koraks, gördüğü ağır işkencelere ancak birkaç gün dayanabildi.

2. Murad, kuşatmaya henüz başlamamıştı. Zira 10 Bin süvarilik bir kuvvetle kuşatmaya katılması beklenen Mihaloğlu Mehmed Bey henüz Bizans'a ulaşamamıştı. Nihayet on günlük bir bekleyişin ardından Mehmed Bey'in de orduya katılması ile birlikte kuşatma başladı. 2. Murad, Mehmed Bey'in ordusu beklenirken ordusuna katılımı arttırmak için elde edilecek tüm yağmanın gazilere bağışlanacağını ilan etti. Bu çağrıya binaen muazzam ganimetten pay almaya heves eden kimi serseri, kimi çoban, kimi tüccar, kimi şeyh, kimi derviş pek çok kişi geldi. Hatta kuşatmanın manevi boyutunu güçlendirmek için, keramet sahibi bir evliya olarak görülen Buhari Emir Sultan da orduya katılmıştı. 2. Murad'ın çağrısına uyup Anadolu'dan gelen dervişler, şeyhler ve din alimleri Emir Sultan'a büyük hürmet göstermiş, eteğini hatta bindiği katırın dizginlerini öperek tazimde bulunmuşlardı. Emir Sultan'ın teşrifi hasebiyle Bizans'ın fethedileceğine kesin gözüyle bakılır olmuştu. Hatta bir kısım din alimleri tefeül ile fethin gerçekleşeceği günü ve saati hesaplamaya uğraşıyorlardı. Nihayet Emir Sultan, 24 Ağustos günü öğleden sonra atına binip kılıcını sallayarak üç kez nida edeceği vakit Bizans'ın düşmüş olacağını ilan etti. Artık fethin gerçekleşeceğine kesin gözüyle bakılıyordu.

Nihayet muhasara başladığında bir yandan yüksek hisarlara ulaşabilecek büyüklükteki ahşap kulelerle surlardaki gedikler yoklanıyor, diğer taraftan lağım vurularak surların ardına geçit verebilecek su kanalları aranıyordu. Bizans tarafında ise Manuel ve oğlu Yoannes bizzat Sen Romen kapısının savunmasını komuta ediyordu. Bizans kaynakları, bu kuşatmanın korkusuyla kadın ve çocukların bile savunmaya katıldığını, hatta silah olarak tırpan, kalkan olarak da fıçıların alt tahtasını kullandıklarını nakleder.

Osmanlı kuvvetleri, kuşatmadan sadece birkaç gün sonra bir gece ansızın geri çekilmiş, hatta kuşatma kuleleri ile yine kuşatmadan kullanılan diğer araçları ateşe vermişlerdi. Savunmaya katılan Papazlar, o gece surların önünde mor libas giymiş bir kızın nurlar ansızın belirdiğini, bunu gören Osmanlı askerlerinin korkuya kapılarak geri çekildiklerini yaymışlardı. Oysa gerçek çok farklıydı. Manuel, 2. Murad'ın geri çekilmesi için ona ihanet edecek bir şehzade daha bulmuştu. Üstelik bu şehzadenin de adı Mustafa'ydı.

1. Mehmed, vefat ettiğinde oğlu Mustafa henüz 13 yaşındaydı. 2. Murad tahta geçtiğinde Bizans, Mustafa ve diğer kardeşini sulh teminatı olarak istemiş, ancak Murad Han Bizans ile savaşa girmek pahasına bunu reddetmişti. Ancak 2. Murad'ın uğruna Bizans ile savaşa giriştiği kardeşi Mustafa, Bizans ile işbirliği yaparak isyana tevessül etti. Mustafa, Bizans'ın kendisini rehin istediğini öğrenince 2. Murad'ın kabul etmemiş olmasına rağmen korkuya kapılarak firar edip Karamanoğulları Beyliğine sığınmıştı. Bizans da Mustafa'yla irtibat kurarak tahta geçmesi için kendisini destekleyeceğini ileterek isyana teşvik etti. Mustafa, lalası Şerbetdar İlyas'ın da desteğiyle Anadolu'dan bir kısım kuvvetler toplayarak İznik'e saldırdı. Bu haber 2. Murad'a kuşatmanın en çetin, belki de muvaffakiyete en yakın anında  geldi. Bizanslı rahiplerin keramet olarak yaydıkları vakanın aslı İmparatorlarının hilesinden başka bir şey değildi. Siyasi hileler konusunda fevkalade başarılı olan Manuel, bir kez daha Bizans'ı düşmekten kurtarmıştı. Bizans, daha önce de fetih gayesiyle Yıldırım Bayezid tarafından iki kez kuşatılmış, bu kuşatmalar da Anadolu'dan gelen bir haber sebebiyle muvaffak olunamamıştı. Nihayetinde bu zorunlu ricat ile sonlanan kuşatmayla bin kadar Osmanlı kuvveti şehit olmuş, Bizans ise lağım tuzakları ve hisar savunması hasebiyle yalnızca otuz kadar kayıp vermişti (24 Ağustos 1422).

Şehzade Mustafa İsyanı

Şehzade Mustafa, babası 1. Mehmed vefat ettiğinde henüz 13 yaşındaydı. Ağabeyi 2. Murad tahta geçtiğinde 1. Mehmed'in vasiyeti üzerine Bizans tarafından sulh teminatı olarak Bizans'da rehit tutulmak üzere istenmişti. Ancak 2. Murad, kardeşini esir olarak vermeyi reddetmiş, bu uğurda Bizans ile savaşa girmeyi göze almıştı.


Şehzade Mustafa, ağabeyinin bu alicenap tutumuna ve kendisinin canına kastetmemiş olmasına rağmen vehme kapılıp firar etti ve Karamanoğulları Beyliğine sığındı. Bu esnada 2. Murad, Anadolu'da başlayan Düzmece Mustafa isyanı ile meşgul oluyordu. Düzmece Mustafa, Yıldırım Bayezid'in kayıp oğlu olduğu iddiasıyla Bizans'ın da desteğini alarak bir ayaklanma başlatmış, 1. Mehmed'e mağlup olunca sulh teminatı olarak Bizans tarafından mahkum tutulmak üzere Bizans İmparatoru Manuel'e teslim edilmişti. 1. Mehmed'in vefatından sonra Bizans, daha evvelden yapılmış anlaşma gereği 2. Murad'ın iki kardeşini sulh teminatı olarak rehin istemiş, verilmemesi durumunda Düzmece Mustafa'yı serbest bırakmakla tehdit etmişti. Nihayetinde Düzmece Mustafa'yı mağlup edip öldürdükten sonra ihanetinin hesabını sormak üzere Bizans'ı kuşatmıştı.

Şehzade Mustafa, bunlar olurken Karamanoğulları Beyliğinde lalası Şerbetdar İlyas'ın rahleyi tedrisinde yetişiyor ve muhtemel ki lalası İlyas tarafından ihtirasla dolduruluyordu. Zira Şerbetdar İlyas, Fetret Devri vakaları yaşanırken Mehmed Çelebi'ye ihanet ederek Süleyman Çelebi'nin saflarına geçmişti. Yeni bir taht mücadelesi elbette Lala İlyas'ın ihtiraslarını ateşleyecektir. Bizans İmparatoru Manuel, elçilerini göndererek Şehzade Mustafa'ya ulaşmış, lalası İlyas'ın da telkinleriyle vereceği destek ile ağabeyine karşı mücadeleye girmeye ikna etmişti.

Şehzade Mustafa, Lala İlyas'ın da nüfuzunu kullanması ile Germiyanoğulları ve Karamanoğullarından bir kısım asker toplayarak Bursa'ya doğru harekete geçti. Ancak Bursa, isyancı şehzadeye hisarın kapılarını açmadı. Kendisine özür dileyerek, tahtta hakkı olsa da ancak hükümdara sadakate yemin etmesi durumunda şehrin anahtarını teslim edebileceklerini söylediler. Mustafa'nın şehri kuşatacak kadar kuvveti bulunmuyordu. Bunun üzerine İznik üzerine yönelerek burayı ele geçirmeye yeltendi. İznik, Firûz Bey'in oğlu Ali Bey komutasında kırk gün süren şiddetli bir muharebenin sonunda teslim olmak zorunda kaldı.

Bunlar olurken Bizans'ı kuşatan 2. Murad, kuşatmayı kaldırıp Edirne'ye geri çekilmişti. Evrenoz'u Rumeli Beylerbeyi olarak atayıp Firuz Bey komutasındaki bir orduyu Buğdan'a sevk etti. Kendisi de Bursa'ya geçip buradan İznik'e yürüyecekti. Ancak Şehzade Mustafa, İznik'i bırakıp ittifak pazarlığı yapmak üzere Bizans'a gitmişti. Ancak Manuel istediğini almıştı ve Mustafa'nın muvaffak olacağına da pek ihtimal vermiyordu. Amacı, vesile olacağı isyan ile kuşatmayı sona erdirmekti ki; bunda da başarılı olmuştu. Şehzade Mustafa, Bizans'tan herhangi bir askeri destek alamadan İznik'e geri döndü. Diğer taraftan Germiyanoğulları'nın kumandanları, Mustafa'yı alıp tutsak etmek üzere götürmeyi rica ediyorlar ancak 2. Murad, bunu kati suretle kabul etmiyordu.

Şehzade Mustafa'nın İznik'e geri döndüğü haberini alan 2. Murad, Mihaloğlu Mehmed Bey komutasındaki akıncıları İznik'e gönderdi. Diğer taraftan Lalası İlyas'ı da ihaneti karşılığında Anadolu'da valilik vereceği vaadiyle ikna etmişti. Mihaloğlu Mehmed Bey, İlyas'ın ulaştırdığı haber ile Şehzade Mustafa'nın hamamda olduğunu haber alıp harekete geçti. Ancak Şehzade ele geçirilmek üzereyken, veziri olarak atadığı Taceddin, yanında getirdiği bir atla birlikte şehzadeyi kaçırmayı başardı. Mihaloğlu Mehmed Bey, peşlerinden giderek onlara ulaşsa da Taceddin, Mehmed Bey'i ağır şekilde yaralayarak kaçmaya devam etti. Lala İlyas, tüm bunlar olurken doğru anı bekliyordu. Nihayet bir fırsatını buldu ve Şehzadeyi zaptedip 2. Murad'a gönderilmek üzere Atçıbaşı (Mirahor) Ferid Bey'e teslim etti. İsyancı Şehzade'nin akıbeti geciktirilmedi. İznik hisarının girişindeki bir incir ağacına asılarak idam edildi ve naaşı babası 1. Mehmed'in kabrinin yanına defnedildi (1 Eylül 1422).

Rumeli Akınları

2. Murad, bir yandan İstanbul'un kuşatmasına devam edip diğer taraftan kardeşi Mustafa'nın isyanıyla meşgul olurken Rumeli'de ki akıncılar, Osmanlı tahakkümünden kurtulmak isteyen despotlarının üzerine gidiyordu. İrili ufaklı akınlarla Selanik'i zorlayan ancak muvaffak olamayan akıncılar istikametlerini Mora'ya doğru yönelttiler ve Evrenos Bey ile Turahan Bey komutasındaki 10 Binden fazla süvari ile Lakedomya, Kardiça ve Tavia'yı zaptetmeye ve Mora'ya kadar ilerleyerek Germe Hisarını kuşatmaya muvaffak oldular (Mayıs 1423). Germe Hisarı stratejik açıdan önemli bir noktaydı. Zira bu hisar büyük umutlarla ve paralarla inşa edilmişti. Ancak akıncıların hızlı ilerleyişi Mora savunmasını ürkütmüş, mukavemet göstermeden geri çekilmek zorunda bırakmıştı. Yine de Mora, kolayca düşmana terk edilebilecek basit bir cephe değildi. Germe'yi geri almak ümidiyle yola çıkan Arnavut kuvvetleri Tavia şehrine ulaştıklarında iki denk kuvvet arasında şiddetli bir mücadele yaşandı. Akıncılar, bu çetin mücadele sonunda düşmanlarını alt etmeyi başarmışlar, Hammer'in naklettiğine göre, bu büyük zaferin onuruna 800 esirin başlarından bir tepe yaptırmışlardı (Haziran 1423).


Kastamonu'nun Fethi

2. Murad'ın İstanbul'u kuşatması, sonrasında ise Şehzade Mustafa isyanının vuku bulması Osmanlı'nın hem içerde hem dışarıda mücadele vermesi anlamına geliyordu. Bu durumu yanlış yorumlayan ve Osmanlı'yı bir cenderenin içerisine sıkışmış olarak gören İsfendiyar Bey (Candaroğulları), evvelden Osmanlı'ya terk etmek zorunda kaldığı toprakları geri kazanabilmek ümidiyle vaktiyle Osmanlı'ya defakez baş kaldırmış, ancak kendini affettirmeyi başarmış olan Aydınoğulları Beyi Cüneyd ile ittifak ederek Bolu üzerine yürüdü. Cüneyd kendisini Anadolu'nun hükümdarı ilan etmiş, İsfendiyar Bey de Bolu üzerine yürüyerek ikinci cepheyi açmıştı. Ancak İsfendiyar Bey'in oğlu Kasım, evvelce 2. Murad'ın hizmetinde bulunmuş ve kardeşi ile arasındaki husumette desteğini görmüştü. Bu minnet duygusu ile babasına ihanet ederek taarruzu 2. Murad'a haber verdi. Bununla da yetinmeyip babasının ordusunda bulunmasına rağmen savaş esnasında Osmanlı tarafına geçti. İsfendiyar Bey, tüm bu gelişmelere rağmen savaş meydanından çekilmedi . 2. Murad, Kasım'ın sağladığı istihbarat ve askeri desteği de yanına alarak İsfendiyar'ı mağlup etmeyi başardı. İsfendiyar Bey, bu mağlubiyet üzerine canının bağışlanması ve tebaasının kendisine tabi kalmaya devam edebilmesi gayesiyle Kastamonu dağlarındaki kıymetli madenler ile güzelliği dilden dile dolaşan kızını 2. Murad ile evlendirmeyi teklif etti.

Nihayetinde İsfendiyar Bey, bu başarısız teşebbüsü ile beyliğinin en kıymetli topraklarını Osmanlı'ya terk etmek zorunda kalmış, Osmanlı da Anadolu hudutlarını Karadeniz sathına doğru genişletmiştir.

Hacı İvaz Paşa'nın İhtilal Planı

2. Murad, Kastamonu'nun fethinden sonra Rumeli'ye dönmeyi düşünüyordu. Ancak daha önce halli gereken bazı meselelerle meşgul olması gerekti. Kendisine gizlice gelen bir haber ile veziri İvaz Paşa'nın tahta göz diktiğini öğrendi. Gelen habere göre İvaz Paşa bir kısım askerlerle derin münasebetler geliştirmiş, emellerine onları da ortak etmeyi başarmıştı. 2. Murad, emin olmadan hareket etmeyi uygun görmemiş olacak ki İvaz Paşa için acele bir karar vermedi. Ancak diğer vezirlerinden Merhum Timurtaş Paşa'nın oğlu Umur Bey'i Germiyan'a gönderdi. Timurtaş Paşa'nın diğer oğullarından Ali Bey'i Saruhan valiliğine, Oruç Bey'i ise beylerbeyliği vazifesine tayin etti. Vezirlerin vazife taksimleri İvaz Paşa'yı emellerini bir an önce gerçekleştirmek zorunda bırakmış olacak ki harekete geçmek üzere elbisesinin altına zırhını kuşandı. 2. Murad, İvaz Paşa'nın göğsüne dokunarak elbisesinin altından zırh giydiğini fark etti. Elbette böyle bir ihtiyatın lüzumu yoktu ve kendisi de anlaşılır bir mazeret öne sürememişti. Nihayetinde emelleri ortaya çıkan İvaz Paşa, derdest edilerek İbrahim Paşa'ya teslim edildi ve gözleri millendi. Bu vakalar sonrasında İbrahim Paşa tek ve yegane veziri durumuna geldi.


Kardeşlerinin Gözüne Mil Çektirmesi

2. Murad, Anadolu'da ki meselelerin hallinden sonra önce Edirne'ye geçti, ardından muvaffakiyeti gecikmiş Rumeli seferine katıldı ve Arnavutluk kuvvetleri üzerine düzenlenen akına iştirak etti.  Ancak bir süre sonra bu kuvvetleri takviye edip akınlar neticelenmeden Bursa'ya döndü ve İsfendiyar Bey'in kızı ile yapacağı düğünün hazırlıklarıyla ilgilendi. Bu merasim, yalnızca 2. Murad'ın düğünden ibaret kalmadı. Önce Tokat'ta esir bulunan kardeşleri Mahmud ve Yusuf'u zindandan çıkartarak ihtimam gereği gözlerini milleyip Bursa'da annelerinin yanında ikamet etmelerini sağladı. Ardından kız kardeşleri için de bir düğün tertipledi. Üç kız kardeşini, hali hazırda derin akrabalık bağları bulunan Karamanoğullarından İbrahim, Alaeddin ve İsa isimli beylerle evlendirdi. Diğer kız kardeşlerini ise Anadolu Beylerbeyi Karaca Bey ve İbrahim Paşa'nın oğlu Mahmud Çelebi ile evlendirdi (1424).


Bizans ve Balkanlarda Sulhun Sağlanması

Bizans hükümdarı Manuel, bir süre önce felç geçirmiş ve hükümdarlıktan indirilmese de devletin idaresi, ortak hükümdar olan Yannis'e (Yuannes) kalmıştı. Bizans, hükümdarlarının hastalığı nedeniyle iç karışıklıklara sahne olmaya, uzun yıllar sürecek taht mücadelelerinin ilk sancılarını yaşamaya başlamıştı. Yannis, bu durum karşısında Osmanlı'nın Bizans'ı yeniden kuşatması riskini göze almak istemedi ve sulh isteğinde bulundu. Yapılan anlaşma ile senelik 100 Bin Akçe, yahut 30 Bin Duka vergi ödenecek, Zeytun (Lysimachia) ve İstirya (Strymon) şehirleri ile Silivri ve Darkos (Terkos Gölü) dışındaki tüm Karadeniz sahil istihkamları Osmanlı'ya bırakılacaktı (22 Şubat 1424).


Balkanlarda ki iki önemli vassal Sırplar ve Eflaklılar da sulh talebi ile Bursa'ya geldiler. Bir teslimiyet ve itaat göstergesi olarak bizzat hükümdarın makamına geldiler ve bağlılıklarını bildirerek 1. Mehmed döneminde akdedilen sulhun yenilenmesini istediler. Önceden beri Türklerle iyi geçinen Sırp Despotu Lazareviç'in sulh isteği kabul edildi. Eflak Voyvodası 1. Vlad ise vaktiyle eski hükümdarları Mirça'nın ihaneti sebebiyle iki oğlunu sulh teminatı olarak bıraktı. 2. Murad, her iki vasalınada burma tülbent giydirip hilat vererek alt hükümdarı olarak ilan etti. Öte yandan, aslen alman olan ancak yaptığı bir evlilik ile Macaristan Kralı olan Sigismund, Alman İmparatorluğuna seçilmişti. 2. Murad, Sigismund'un bu vazifesini tebrik etmek maksadıyla vazifelendirdiği elçisini Lazareviç ile birlikte Sigismund'a gönderdi. Pek çok kıymetli hediyeyle birlikte gönderdiği elçi, izzet ve hürmet ile karşılandı ve gönderilen hediyelere mukabele edilerek geri döndü. Böylece batı sınırlarının güvenliği de tesis edilmiş oldu.

Aydın'ın Fethi

Aydınoğulları Beyi Cüneyd, daha evvel pek çok kez Osmanlı'ya biat edip ihanet etmiş, ancak bir şekilde kendini affettirmiş ve nihayetinde son ihaneti Düzmece Mustafa vakası ile 2. Murad tarafından eski beyliği kendisine geri verilmişti. Ancak Cüneyd Bey bununla yetinmedi. Hayli ilerlemiş yaşına rağmen Osmanlı'nın hakimiyetinde olan ve tımar olarak verilen bölgeleri de ele geçirmeye, hakimiyet alanını genişletmeye azmetmişti. Bu gaye ile İsfendiyar Bey ile ittifak etmiş olan Cüneyd, kendisini Anadolu'nun hükümdarı ilan ederken İsfendiyar Bey'de Bolu üzerine yürüyerek ikinci bir cephe oluşturmuştu.

Cüneyd'e ihaneti karşılığı vaad edilen İzmir'de vaktiyle Timur tarafından atanan bir hükümdarın torunu olan Mustafa hüküm sürüyordu. Cüneyd, yanında az sayıda bir kuvvetle Marmara Nehrini geçip İzmir'e ulaştığında İzmir ahalisi, eski hükümdarları Cüneyd'den teveccühlerini esirgemediler ve hürmetle karşıladılar. Cüneyd, gördüğü hürmet üzerine kendisine bir ordu teşekkül etmek üzere Urla ve Çeşme'ye geçti. Birkaç gün içerisinde 4 Bin kişilik bir askeri kuvvet toplamayı başardı. Mustafa, Cüneyd'in harekete geçtiği haberini alınca hazırda bulunan ordusu ile birlikte Mezolin yakınlarında konuşlandı. Muharebe etrafı orman ve bataklıkla çevrili bir ova üzerinde gerçekleşti. Esasında daha kuvvetli bir orduya sahip olan Mustafa Bey, muharebe esnasında yaralanıp ordusunu komuta edemez duruma gelince askerleri Cüneyd'e tabi oldular. Nihayetinde zor bir muharebeyi kazanan Cüneyd, İzmir'in hükümdarı olarak kaleye kabul edildi.

Cüneyd'in hakimiyeti uzun sürmedi. Zira 2. Murad, Cüneyd'e ihanetinin bedelini ödetmek ve İzmir'in fethini gerçekleştirmek amacıyla harekete geçti ve Timurtaş'ın oğlu Oruç Bey'i vazifelendirdi. Cüneyd, üzerine gelen kuvvetlerle mücadele etmek yerine İpsala kalesine sığındı. Oruç Bey ise kaleyi kuşatmak yerine elde ettiği mütevazi başarıyla yetinmeyi tercih etti. Ancak bu durum 2. Murad'ın hiddetlenmesine yol açtı. Cüneyd musibetinden tam anlamıyla kurtulamayan Murad, mahiyetine "Ya bu işi bitirin, ya ben sizin hesabınızı görürüm" diyince paşalar, Beylerbeyi Oruç Bey'in azledilip yerine Hamza Bey'in vazifelendirilmesini tavsiye ettiler. Bu tavsiye üzerine Hamza Bey, Beylerbeyi tayin edilip Halil Yahşı Bey ile birlikte harekete geçtiler.

Cüneyd'in gaddarca katlettiği Bayezid Paşa'nın kardeşi Hamza ve yine Bayezid Paşa'nın eniştesi olan Halil Yahşi Bey, 40 Bin kişilik kuvvetli bir ordu ile hem Cüneyd meselesinin halli hem de evvelden gelen intikamlarını almak gayesiyle süratle ilerlediler. Cüneyd, mahiyetindeki kuvvetlerle birlikte Akhisar yakınlarında bekliyordu. İki ordu karşı karşıya geldiğinde mücadele evvela meydan muharebesi şeklinde tezahür etti. Cüneyd, cüretkar bir hareketle bizzat ve doğrudan taarruza kalktı. Cüneyd'in oğlu Kurt, bu taarruzu desteklemek için Halil Yaşhi komutasındaki birliği arkadan kuşatmak için harekete geçse de Halil Yahşi Bey, durumu fark edip çekilmesine müsaade etti ve Kurt'un ele geçirmeyi düşündüğü tepeyi ondan önce tuttu. Kurt, gayesinde muvaffak olduğunu düşünürken doğrudan Halil Yaşhi Bey'in tuzağına düşmüş oldu. Halil Bey, Cüneyd'in oğlu Kurt ve kardeşi Hamza'yı sağ ele geçirerek Edirne'ye gönderdi. Buradan da hapsedilmek üzere Gelibolu'ya gönderildiler.

Cüneyd, bu gelişmeler üzerine İpsala'ya geri çekilmek zorunda kaldı. Hamza Bey, İpsala kalesini 50 Bin askerle muhasara altına almıştı ancak kalenin mukim surları geçit vermiyordu. Üstelik İpsala kalesi ancak karadan kuşatılmış, deniz tarafından ise açık durumdaydı. Hatta Cüneyd, muhasara altındayken kayıkla kaleden çıkmış, Karamanoğlu Bey'inden yardım istemiş, ancak bir miktar para ve az sayılacak kadar askeri destekten daha fazlasını alamamıştı. Bunun üzerine karadan muhasarayla sonuç alamayacağını gören Hamza Bey, denizden de kuşatılmadıkça İpsala'yı almanın mümkün olamayacağına karar vererek 2. Murad'a deniz kuvvetleriyle desteğe ihtiyacı olduğunu iletti. Nihayet Sultan Murad'ın Yeni Foça valisi Palavici'den temin ettirdiği üç silahlı kadırgayla İpsala tümüyle kuşatılmış oldu. Üstelik bu hamle üzerine Karamanoğlu'ndan destek için gelen kuvvetler de Osmanlı tarafına geçmişlerdi.

Cüneyd, Hamza'nın muhasarayı Halil Yahşi Bey'e devretmesini fırsat bilerek canının bağışlanması karşılığında kalenin anahtarını teslim etmeyi teklif etti. Zira Cüneyd, vaktiyle Hamza'nın ağabeyi Bayezid Paşa'yı gözlerinin önünde boynunu vurdurarak katletmişti ve bu sebeple onunla sulh etmesi mümkün değildi. Halil Yaşhi Bey, bu teklifi kabul edip kaleyi teslim alsa da de aynı gün Ayasluğ'dan dönen Hamza Bey, vazifelendirdiği dört cellat ile Cüneyd'i  ve kardeşi Bayezid'i çadırında boğdurdu ve  cansız bedenleri  Edirne'ye gönderdi. Hamza Bey'in, verilen teminata rağmen Cüneyd'i öldürmesi bir süre sonra tartışma konusu olacak, bu vaka paşaların ihtilafına dahi yol açacaktır. Nihayetinde 2. Murad, Gelibolu'da hapsedilen diğer kardeşi Hamza ve oğlu Kurt'un da boynunu vurdurarak hem Cüneyd vakasını tümüyle bertaraf etti hem de Aydınoğulları'nın topraklarını tümüyle fethetmiş oldu (1426).

Fethin hemen sonrasında Aysuluğ'a geçen 2. Murad, burada batı sınırlarındaki sulhu tesis ve temin için vasal ve komşu hükümdarları davet etti. Bu davete icabet eden Eflak Voyvodası Dan ve Sırp Despotu Lazareviç'in sefirlerinin yanı sıra Bizans İmparatoru Yuannes'in başvekili Lukas Notaras da bulunuyordu. Ayrıca Cenova ve Venedik sefirleri de hazır bulunuyordu. 2. Murad, Venedik dışındaki tüm sefirlerle kendisinden önce aktedilen sulh antlaşmalarını yeniledi. Zira Venedik'in Selanik'i işgalini affetmemişti.


Menteşoğulları Beyliğinin İlhakı

Menteşoğulları Beyi İlyas, Fetret Devri döneminde Mehmed Çelebi'ye muhalifken Çelebi Mehmed'in tahta geçmesi sonrasında bağımsızlığını kaybedip Osmanlı'ya tabi duruma gelmişti. Daha sonra 2. Murad  sulh teminatı için İlyas Bey'in yeğenleri Üveys  ve Ahmed'i istemiş, onları Tokat kalesinde gözetim altında tutmuştu. İlyas Bey vefat edince varisleri olarak ilan ettiği yeğenleri Üveys ve Ahmed, gözetim altında tutuldukları Tokattan firar etmeyi başardılar. Üveys, kısa sürede yakalanıp boynu vurularak cezalandırıldı. Üveys'in kaçmasında ihmali bulunan muhafızda aynı akıbetle cezalandırıldı. Ancak Ahmed, İran'a kaçmayı başarmıştı.

Bu minval üzere 2. Murad, Menteşe Beyliğinin ilhakı için Balaban Paşa'yı, emrindeki kolorduyla birlikte  Teke'ye gönderdi. Hükümdarsız kalan Menteşe Beyliğinin eski beylerinden birinin torunu olan Osman, bu minval üzere belki de beyliğinin hükümdarlığını bir pazarlık ile kazanabilmek gayesiyle Antalya Kalesi ve Limanını muhasara altına aldı. Antalya'ya vali olarak atanmış olan Firuz Bey, bu vakanın hemen öncesinde vefat etmişti. Bunun üzerine Firuz Bey'in oğlu Hamza süratle yetişerek muhasarayı kırdı ve Osman'ı mağlup edip savaş meydanında öldürdü. Menteşeoğullarının taarruzu boşa çıkartılmıştı ancak evvelden beri Osmanlı hem hasım hem hısım olan Karamanoğlu Beyliğinin hükümdarı Mehmed, 2. Murad'ın cülusunda akdettikleri sulhu bozarak Antalya Kalesinin muhasarasını devam ettirdi. Bu hasmane tutumu Mehmed Bey'in hem canına hem de Karamanoğullarının bağımsızlığına mâl oldu. Mehmed Bey, kaleden gelen bir top mermisinin isabet etmesiyle öldü. Mehmed Bey'in ölümü üzerine bozulan muhasara neticesinde iki oğlu İsa ve Ali de esir düştüler. Cepheden çekilmeyi başaran İbrahim, babası Mehmed Bey'in naaşını Karamanoğluna götürmeyi başardı ve yerine geçti. Ancak Karamanoğulları, sulhu bozmanın cezasını bağımsızlığını kaybederek ödedi. 2. Murad, İbrahim Bey'e gönderdiği kılıç ve sancak ile hakimiyetini altına aldığını ilan etti. Esir alınan İsa ve Ali de Sofya'da kendilerine tahsis edilen malikanelerde ikamet ettirilerek gözetim altında tutuldular. Nihayetinde Menteşe Beyliği tümüyle Osmanlı hakimiyeti altına girmiş ve Karamanoğulları Beyliği itaat altına alınmış oldu (1427).

 

Germiyanoğulları Beyliğinin İlhakı

Germiyanoğulları, evvelden beri Osmanlılar ile iyi ilişkiler içerisine girmeye gayret etmiş, kimi zaman anlaşmazlığa düşseler de özellikle son Germiyan hükümdarı İlyas Bey döneminde dostane bir ilişki güdülmeye başlanmıştı. İlyas Bey, babası 1. Mehmed'e olduğu gibi 2. Murad'a da hürmet ile yaklaşıyordu. Yaşı oldukça geçkin olan İlyas Bey, ömrünün son demlerinde 2. Murad'ı ziyaret etmek arzusuyla Edirne'ye doğru yola çıktı. Sultan Murad, İlyas Bey'i saygınlığına yaraşır şekilde, ihtiram ve şenliklerle karşıladı. İlyas Bey, Edirne'de kaldığı süre boyunca refakatine tahsis edilen alim, şair, hizmetkar ve askerlerce el üstünde tutuldu. İlyas Bey de bu ihtiramlara layığı ile mukabele gösterip dönüş yolu boyunca kendisine refakat edenlere bolca hediyeler verdi. Öyle ki, dönüş yolu boyunca verdiği hediyeler ve bulunduğu ihsanlarla nihayetinde beyliğine döndüğünde verilecek ne bir hediyesi, ne de tek bir akçesi kalmamıştı.

İlyas Bey, bu ziyaretten bir yıl sonra vefat etti. Ancak ölmeden evvel, 2. Murad'ı varisi olarak ilan etmiş, tüm mal varlığının 2. Murad'a bırakılmasını vasiyet etmişti. Zira İlyas Bey'in bir erkek evladı olmamıştı. İlyas Bey'in bu vasiyeti nihayetinde Germiyanoğulları Beyliği bir süre sonra Osmanlı'nın bir vilayeti durumuna geldi. Nihayetinde mübadelesiz, ihtilafsız, sosyo-politik bir ilhak ile Germiyanoğlu toprakları Osmanlı coğrafyasına dahil olmuştur (1428).

Galamboç'un Fethi

2. Murad'ın tahta geçmesi ile Balkanlarda ki uç seferleri hız kazanmıştı. 1421'de Bosna üzerine ilerleyen uç beyliğine bağlı kuvvetler Visoki'de Bosna kralının ordusu tarafından bozguna uğramış, ancak akınlardan vazgeçmemişlerdi. Nispeten az sayıdaki akıncı kuvvetlerinden oluşan ve doğrudan uç beyleri idaresinde bağımsız olarak sınır hatlarının dışına akın eden bu kuvvetler 1424'de bir kez daha mağlup olmuşlar, ancak bu mukavemet 1426'da kırılmış, akıncılar Bosna bölgesindeki dağ geçitlerini ele geçirerek Srebreniza'ya kadar ilerlemişlerdi. Akıncılar, aynı yıl Novonbro (Alacahisar), Kruşevaç ve Niş'i de ele geçirdiler. Böylece Morava nehrine kadar olan bölge tümüyle Osmanlı'nın hakimiyeti altına girmiş oldu. Bu akınlar Üsküp Sancakbeyi İshak Bey tarafından idare ediliyordu. İshak Bey'in vefatına kadar ele geçirilen bölgeler muhafaza edilmiş, Bosnalı yerel hükümdarlar Türklerin taarruzları ile sürekli rahatsız edilmiştir.

Sırp Despotu Lazareviç'in 1427'de ki ölümü üzerine bölgedeki dengeler değişti. Lazareviç'in Macar Kralı Sigismund ile yaptığı bir antlaşma gereği vefatından sonra bir kısım müstahkem mevkiler Macaristan'a devredilecekti. Bu mevkilerden biri de Galamboç (Güvercinlik) şehriydi. Ancak Lazareviç, bu şehri sağlığında soylu bir aileye aldığı borç karşılığında rehin bırakmıştı. Sigismund, akdedilen anlaşma gereği şehri almaya hazırlanırken rehin olarak aldığı şehri muhafaza edemeyen soylu, 2. Murad'dan destek talep etti. Bu minvalde ticari bir anlaşma ile şehri satın alan 2. Murad, şehrin savunmasını tahkim edip topraklarına kattı. Sigismund, şehri almak için yola çıkınca 2. Murad, şehrin savunması için bizzat harekete geçip Galamboç'a doğru yola çıktı. Şehri muhasara altına alan Sigismund, Sultan Murad'ın orada bulunması üzerine anlaşma yoluna gitti ve saldırıya geçmedi. Ancak Sigismund'un kuvvetleri henüz geri çekilmeye başlamışken 2. Murad, muayedeyi bozarak şehrin sağ cenahında bulunan ve henüz çekilmemiş olan Macar kuvvetlerinin üzerine hücum etti. Bu taarruz neticesinde Macar ordusuyla birlikte hareket eden yeni Sırp Despot Brankoviç, sulh talebinde bulunmak zorunda kaldı. Brankoviç ile yapılan sulh ile Sırplar daha önce olduğu gibi Osmanlı'nın vasalı olacak, 50 Bin duka vergi verecek ve Macaristan ile tüm münasebetlerini kesecekti. Nihayetinde 1428'de Galamboç doğrudan Osmanlı topraklarına dahil olmuş, balkanlarda önemli bir mevki elde edilmiş oldu.

2. Murad'ın Sigismund ile mücadelesinde dikkat çeken husus, Sigismund'un kuşatmayı kaldırması karşılığında Sultan Murad'ın verdiği sözü tutmamış olmasıdır. Daha önce de İzmir hükümdarı Cüneyd, canının bağışlanması karşılığında kalesini teslim etmiş, buna rağmen Beylerbeyi Hamza Bey tarafından boğdurulmuştu. Hamza Bey'in bu hareketi paşalar arasında tartışma konusu olmuş, ancak bu hareket İbrahim Paşa başta olmak üzere kahir ekseriyetle siyasi bir manevra olarak methedilmişti. Diğer Osmanlı hükümdarları bu tür durumlarda verdiği sözlere sıkı sıkıya bağlı kalırken 2. Murad döneminde bir siyasi tezahür ve savaş hilesi olarak görüldüğü çok açıktır. Zira bu münferit bir mesele değil, bizzat Hükümdarında tevessül ettiği esef verici bir tutum olarak dikkat çekiyor. 

Selanik'in Fethi

2. Murad, cülusundan itibaren Selanik'in fethini tasarlıyordu. Ancak gerek Anadolu'da ki meseleler, gerek Bizans'ın sulha tevessül etmemesi, gerekse Balkanlarda ki hareketlilik 2. Murad'ın bu garazını ertelemesine sebep oluyordu. Nihayetinde Anadolu'da ki meselelerin halli ile bu mümkün hale gelebilmiş, Galamboç'un fethi ile de akıncıların gaza ve yağma hevesi yükselmişti. Selanik ahalisi bu durumu sezmiş olacak ki  2. Manuel'in ölümü sonrasında Bizans'ın gösterdiği zaaf nedeniyle Venedik'in himayesi altına girmeye karar verdiler. Selanik Hükümdarı, Bizans İmparatoru Yannis'in kardeşi Andronikos'du. Selanik kalabalık, ekonomisi güçlü ve tabiat güzellikleriyle bilinen bir şehirdi. Kendi hükümdarlarını kendileri seçebiliyor, kendi siyasi istikballerini kendileri belirleyebiliyorlardı. Bu minvalde Venedik'e elçi göndererek kendilerine bir vali atanmasını istediler. Elbette bu reddedilemeyecek kadar büyük bir fırsattı. Venedik tarafından atanan Selanik valisi yola çıktığında Selanik Halkı eski hükümdarları Andronikos'u Bizans'a doğru sulh ve teveccüh ile yolcu etmişlerdi bile.

Selanikliler, meseleyi sulh ile sonuçlandırmak niyetiyle 2. Murad'a elçi gönderdiler. Ancak Murad, elçilere "Selanik Bizanslıların eline geçmiş olsaydı bunu kabul ederdim, Lakin, Latinlerin bu beldeyi idare hakkına malik olduklarını asla tasdik etmem" diyerek niyetini açıkça ortaya koydu. Selanik'i kaybeden Bizans da Edirne'ye elçilerini göndermiş, onlara verdiği yanıtta da "Selanik efendinize ait olsaydı orayı zapt etmek fikrinde bulunmayacaktım, fakat Venediklilerin buraya yerleşmesine müsaade etmeyeceğim" demiştir.

Nihayetinde sefer hazırlıklarına başlanmış, kuşatma için gerekli gereçler temin edilmiş, Hamza Bey Bursa'dan yola çıkmıştı. 2. Murad da Edirne'den Siroz'a doğru harekete geçti. Orduların hazırlığını tamamlaması ile Selanik'e doğru yola çıkıldı. Osmanlı kuvvetleri, Selanik savunmasına nispetle o denli kalabalıktı ki Dukas Kroniğinde 1 Selanik savunmasına karşı 100 Osmanlı kuvveti olduğu geçmektedir.

Selanik'in müdafaası doğrudan Venedik kuvvetlerinin idare ve idamesindeydi. Ancak sayılarının çok az olması hasebiyle her asker iki hatta üç tabyayı savunmak zorunda kalmıştı. Şehri koruyan hisarlar mukim, aşılması çok güç ve savunma hattına sağladığı avantajlarla Osmanlı kuvvetlerine geçit vermeyecek nitelikteydi. 26 Şubat 1430'da Selanik'te şiddetli bir deprem meydana geldi. Bu sarsıntı hem Selanik halkını heyecanlandırmış, hem de din adamlarının "Selanik düşman tarafından işgal edilirse doğal afetlerle yerle bir olacaktır" şeklinde bir hurafeye inanmasına yol açmıştı.

Hamza Bey, Selanik'in mukim surlarını aşmanın güçlüğünü de müşahede etmiş olacak ki, şehri sulh ile teslim almanın yollarını aradı. Vazifelendirdiği birkaç asker ile hisar savunmasında ki Bizanslı askerleri ikna etmeye, böylelikle hisarın kapılarını açtırmaya teşebbüs etse de Venedikliler bu tür teşebbüslerin önlemini almışlardı. Zira her Rum askerinin yanında Venedik ordusundan bir yağmacı bulunuyordu. Hamza Bey, bu yol fayda vermeyince oklara sarılı kağıtlarla şansını denemiş, ancak Venediklilerin temkinli davranması hasebiyle yine muvaffak olamamıştı. Çarpışma kaçınılmaz hale gelmişti.

2. Murad, muharebe başlamadan evvel umumi taarruz için emir vermek üzereydi ki Vezir Ali Bey (Gazi Evrenos'un oğlu), hisar savaşının çok zor olduğunu, sabır ve şevk gerektiğini, bunun için de Yağma iznini çıkartmanın faydalı olacağını söyledi. Bunun üzerine 2. Murad, yağma iznini verince 28 Şubat gecesi ilk taarruz başladı. Halk korkuyla kiliselere giderek dualar ediyordu. Çetin geçen muharebenin ilk günü sonrasında Venedik kuvvetleri büyük bir hata yaptılar. Destek için gönderilen üç kadırganın Osmanlı kuvvetleri tarafından yağmalanmasından çekinerek bir kısım kuvveti limana kaydırdılar. Zaten sayıca az olan Venedik kuvvetlerinin bu hamlesini gören Rumlar, Venediklilerin geri çekildiğini düşünerek savunma hattını bırakıp ricat ettiler. Savunmada ortaya çıkan bu zaaf, Osmanlı kuvvetlerinin merdiven ve kamışlı kalkanlarla surları aşmalarının önünü açtı. Nihayet surlar aşılmış, hisarın kapıları açılmıştı. 2. Murad, yağma müsaadesini tekrarlayarak kadın, çocuk bütün sakinlerin hayatları, bulacakları altın, gümüş ve taşınabilir her mal gazilerindir diyerek kendisine yalnızca toprak ve üzerindeki yapıların mülkünü aldığını ilan etti.

Kaçan Venedik askerleri, kadırgalarla uzaklaşmayı düşünerek limana çekildiler. Rum askerler de aynı yolu denediler, ancak Venedikliler canlarını kurtarmak için Rum askerlerini limana almadılar. 2. Murad tarafından defakez uyardığı halde icabet etmeyen Rum askerlerin akıbetleri şiddetli oldu. Pek çoğu öldürüldüğü gibi kalanları da esir edildi. Selanik'in fethi sonrasında Osmanlı kroniklerinde de belirtildiği üzere menfur olaylar yaşandı. Malları yağmalanan ahaliden karşı gelenler doğrudan yağmacılar tarafından katledilirken 7000'den fazla kişi esir edilip köle yapıldılar. Mihrapların altına gizlenen hazinelerin bulunması ile mihraplar yıkıldı, yağmalandı ve tasvir levhaları parçalandı. 2. Murad, yağma faaliyetlerini görünce şehrin tamamiyle harap olmasının önüne geçti ve yağmaya son verip şehrin yeniden imarına karar verdi.

Boşalan hanelere Gazi ve aileleri yerleştirildi. Ancak nüfusun yetersiz gelmesi sebebiyle esir edilen ecnebilerin azat edilmesine karar verip şehirlere yeniden yerleşmelerinin önü açıldı. Ancak pek çoğu esir tüccarları tarafından satıldığı için bu da yeterli gelmedi. Nihayetinde Vardar Yenicesinden göç ettirilen Türkler yerleştirildi. Neticede Selanik, fethine müteakip büyük bir yıkıma uğramış, 2. Murad'ın gayreti ile şehir yeniden imar edilip zamanla eski hanelerine yerleşen Rumların evleri Vardar Yenicesinden gelenlere tevdi edilerek bölge hem nüfus hem imar hem idari bakımdan Türkleştirilmişti (1 Mart 1430).

Yanya'nın Zaptı

Yanya, bugünkü Yunan yarımadasının batısında yer alan, zamanında Batı Yunanistan'ın en büyük kenti durumundaydı. Yanya hükümdarının ölümü sonrasında varisleri Memnon, Turnus ve Herkül hükümdarlık için mücadeleye giriştiler. Selanik'i zaptı sonrasında bizzat 2. Murad'ın bölgeden ayrılmamış olması hasebiyle hükümdarlık mücadelesine girişen kardeşlerden Memnon,itaati karşılığında sultandan yardımını istedi. 2. Murad, Karaca kumandasında bir ordu vazifelendirip Mennon'u hükümdarlık makamına oturtmak üzere kente gönderdi.  Bu gelişmeyi haber alan Yanya ahalisi, kentlerinin taht kavgasına sahne olmaması için temsilciler göndererek özgürlük ve imtiyazlarına dokunulmaması halinde mukavemet göstermeden şehrin kapıları açacaklarını bildirdiler. Bu durum üzerine 2. Murad, tanzim edilen bir sözleşme ile kenti devraldı ve devir teslim işlerini görmek üzere 18 zabit görevlendirip Yanya'ya gönderdi. Böylelikle Yanya, Osmanlı idaresi ve tahakkümü altına girmiş oldu (1431).

Veba Salgını

14. Yüzyılın başlarında ortaya çıkan, esasen kaynağı Çin olan ancak askeri hareketliliklerle batıya doğru kayan Veba mikrobu adım adım ilerleyerek Mezopotamya, Anadolu ve Yunan Yarımadasında yayılmaya başlamıştı. 2. Murad döneminde özellikle Anadolu ve Bursa'da yayılmaya başlayan veba mikrobu 1430'lu yıllarda hat safhaya ulaştı. Öyle ki Sultan Murad'ın ihtimam ve sefahat içerisinde yaşayan kardeşleri Mahmud ve Yusuf bile bu illetten kaçamamıştı. Veba mikrobunun etkisini azaltması ve toplumsal bir tehdit olmaktan çıkması ancak 1440'lı yıllara doğru mümkün olabildi. Ardında bıraktığı yıkım ise hem toplumsal hem siyasi olarak oldukça ağırdı. Zira devletin önde gelen isimleri de bu hastalığın pençesine düşmüş, kurtulamamışlardı. 1420 - 1440 arasında yaşanan salgında devrin en önemli tasavvuf ve din adamı Emir Sultan, 2. Murad'ın erkanından olan Hacı İvaz Paşa ve Sadrazam İbrahim Paşa (Çandarlı) hayatlarını kaybettiler.

Balkan Muharebeleri ve İlerleyiş

Mirça döneminde Osmanlı'nın vasalı durumunda olan Eflak Prensliği, Mirça'nın ölümü sonrasında yerine geçen oğlu tarafından idare ediliyordu. Macar Kralı Sigismund'un ejderha anlamına gelen Drakul ünvanı verdiği Vlad, Eflak Voyvodası Dan'ı tahttan indirip öldürmüştü.  Eflak'ın varisi durumunda olan ve öldürülen Dan'ın kardeşi, 2. Murad'dan himaye talep etti. Sultan Murad, Vlad'ı püskürtmek gayesiyle bir miktar kuvveti Eflak'a göndermişti, ancak Vlad bu kuvvetleri mağlup edip Eflak'ın son varisini de ortadan kaldırmayı başardı. Vlad, himayesi altında olduğu Macar Krallığına bağlanmak yerine Osmanlı vasalı olmaya devam etmek arzusundaydı. Savaşa rağmen 2. Murad'a tabi olmak istediğini iletince sulh sağlandı. Sonrasında ise, yanında bulunan bir kısım Türk kuvvetle birlikte Transilvaya üzerine taarruz ederek Çerni kalesini zaptetti (1432). Vlad'ın bu hareketi Macaristan aleyhineydi. Bu sebepten ötürü yeni bir cephe açmamak adına Macarlar ile iyi ilişkiler içerisine girilmesi kararı verdi. Aynı zamanda Alman Krallığına da cülus eden Sigismund'u tebrik için elçiler ve hediyeler gönderdi. Sigismund da yeni bir cephe açmak istemediğinden elçileri hürmet ile karşılayıp hediyelerle uğurladı.

Diğer taraftan Uçbeyi İshak, evvelce sulh yapılan Sırp Despotunun topraklarına girerek şehrin merkezine doğru ilerlemekteydi. Sırp hükümdarı Brankoviç, artan Türk tehdidine karşı kalıcı bir sulh temin edebilmek gayesi ile kızı Mara'yı 2. Murad'la evlendirmek istedi. 2. Murad, bu teklifi kabul etti, ancak Mara'nın yaşının küçük olması sebebiyle evlilik ertelendi. Ancak yine de sulh sağlandı ve Sırp Despotu Osmanlı'nın itaati altına girmiş oldu. Bu gelişmeler neticesinde Macaristan, Eflak ve Sırp Knezliği ile sulh temin edilmiş oldu.

Balkanlarda bu vakalar yaşanırken Anadolu'da Karamanoğulları Beyi İbrahim, Sigismund ve Vlad ile gizlice görüşüyor, Osmanlı aleyhine politikalar güdüyordu. Bunun yanında bir Türkmen Beyi, Karamanoğulları Beyi İbrahim'in çok kıymet verdiği atını hile ile zapt ettiğini ve hakkının müdafaasını talep etmişti. 2. Murad, İbrahim Bey'e gasp ettiği atın iadesini istedi. İbrahim Bey, kurmuş olduğu şer ittifakının da verdiği pervasızlık ile bu isteği reddedince bir anlamda vasalı olduğu hükümdarına baş kaldırmış, dolayısıyla savaş ilan etmiş oldu. 2. Murad, elbette bu asi ve pervasız tavrı cezasız bırakmayacaktı. Saruca Paşa komutasındaki ordusu süratle yola çıkarak Konya'ya doğru harekete geçti. Kendisi de kısa bir süre sonra yola çıkarak Beyşehir, Akşehir ve Konya'yı zaptetti. İbrahim Paşa, balkanlardaki vakalar hasebiyle kendisinin üzerine gelemeyeceğini düşündüğü 2. Murad'ın Konya'ya ulaştığını haber alır almaz kaçarak Kilikya'ya geçti ve Toroslar'a sığındı. Hükümdardan affı ve canının bağışlanması için Mevlevi Şehyi Hamza'yı elçi olarak gönderdi ve Hamidili'i üzerindeki tahakkümünü Osmanlı'ya bırakmayı taahhüt etti. 2. Murad, Hamza'nın nezaketi ve ikna edici üslubu ile canının bağışlanması için yalvardığı İbrahim Bey'i oğlunu sulh teminatı olarak almak kaydıyla affetti , hatta zaptettiği toprakları da tenezzül etmeyip arkasında bırakarak geri döndü. Hamidili'ni ise, "Zaten bu vilayeti ben vermiştim, şimdi ondan geri alıp kardeşi İsa'ya veriyorum" diyerek hem alicenaplık göstermiş hem de cezai müeyyide uygulayarak pervasızlığını cezasız bırakmamış oldu (1436).

2. Murad, gözünü tekrar Balkan sınırlarına dikti. Gayesi Sırp topraklarında nüfuz alanını genişletmek, Macar İmparatorluğuna diz çöktürüp tekrar karşısına çıkmaya cesaret edemeyecek şekilde püskürtmekti. Evvela Sırp Knezliğini hedef aldı, ancak evvelce Sırp Despotu Brankoviç'in kızı Mara ile evlenmeyi kabul etmiş, baliğ olmadığından bu evlilik ertelenmişti. Braknoviç'i kurduğu akrabalık bağı hasebiyle affeden 2. Murad, Ali Paşa'yı vasalları Vlad ve Brankoviç ile birlikte Macaristan'a sefere gönderdi. Süratle ilerleyen Osmanlı kuvvetleri Semendre üzerinden Tuna'yı geçtiler ve Transilvanya'yı istila ettiler. Hermstad muhasara edildiyse de sekizinci günün sonunda muhasara kaldırılıp daha ehemmiyetli olan Medyaş bölgesini zaptettiler.         45 gün süren seferler sonrasında onbinlerce esir alınıp Anadolu ve Balkan bölgelerine getirildi (1436).

Çok sayıda esir alınmış olması Avrupa'da muazzam bir Türk korkusu ortaya çıkartmıştı. Bu bakımdan Türklerin bu devirdeki taarruzları, devrin batı kaynaklarında Osmanlı'yı istilacı, cani ve gözü dönmüş olarak tasvir eder. Ancak Osmanlı döneminde ki sosyo-politik atmosferi anlatan çok kıymetli bir eser vardır ki; bu seferlerde esir olarak alınıp Anadolu'ya getirilen bir gayrimüslim tarafından kaleme alınmıştır. Kayıtlarda Mühlenbahlı olarak geçen bu kişi, Anadolu'da geçirdiği 22 yılı özetlediği eserinde Türklerin ahlak ve itikadını methetmekte, esaret altında yaşadığı ülke hakkında minnet ve övgü ile bahsetmektedir. Savaş sonrasında esir alma adedi dönemin Batı medeniyetlerinde de mevcutken söz konusu kendi insanlarının esir alınması olunca kendilerini tenzih edip Türkleri tahrik etmiyor olmaları elbette samimi değildir.

2. Murad, kışı müstakbel eşi Mara ile yaptığı düğün ve sonrasındaki şenliklerle geçirdi. Bahar gelince İshak Bey'in tavsiyesi üzerine yeniden sefer hazırlıklarına başladı. İshak Bey, Sırpların Semendre'ye hükmetmeye devam etmeleri halinde Macarların taarruzlarının durmayacağını, Vlad'ın ise Osmanlı'ya itaat etmeyip başkaldırmak için fırsat aradığını telkin etmişti. Nitekim İshak Bey'in ön görüleri fevkalade isabetli ve yerindeydi. Semendre'nin kendisine teslimini istemek için Brankoviç'i huzuruna çağırdığında, Sırp Despot davete icabet etmeyip Macaristan'a sığınarak savaş hazırlıklarına başladı ve savunma durumuna geçti. Vlad, Osmanlı aleyhine giriştiği teşebbüs ve emellerinin haber alındığını bildiği halde kendi rızası ile 2. Murad'ın huzuruna vardı ve derdest edilerek Gelibolu'da zindana atıldı. Daha sonra iki oğlunu sulh teminatı olarak bırakarak tekrar Eflak hükümdarlığı vazifesine getirildi.

2. Murad, süratle Semendre'yi muhasara altına aldı. Ancak fevkalade çetin bir savunmayla karşılaştığından 3 ay boyunca sonuç alamadı. Zira kuşatma esnasında bölgeyi çok iyi bilen İshak Bey, Hacc'da bulunuyordu. Nihayet İshak Bey'in dönüşü ile muhasara birkaç gün içerisinde muvaffakiyetle sonuçlandı (1437). Semendre'nin alınması Macaristan üzerinde büyük bir baskı oluşturuyordu. Zira Osmanlı artık Macaristan ile sınır durumuna gelmişti. Sigismund, 2 yıl boyunca  Semendre'nin geri alınması için hazırlık yaptı ve büyük bir orduyla Semendre üzerine yürüdü. Ancak Sigismund Semendre'ye ulaşamadan geri dönmek zorunda kalacaktır. Zira ordusunda baş gösteren dizanteri hastalığı uzun sürecek bir kuşatmaya mani olacaktır (1439).

Art Arda Alınan Mağlubiyetler ve Balkanlardan Geri Çekilme

2. Murad, cülusu sonrasında geçirdiği 20 yıl boyunca gerek Anadolu, gerekse Balkanlarda fevkalade fetihler gerçekleştirmiş, Osmanlı sınırlarını takdire şayan bir süratle genişletmişti. Ancak hükümdarlığının son birkaç yılı mağlubiyetler ve başarısızlıklar ile geçmiş, nihayetinde tahttan feragate mecbur olmasıyla sonuçlanmıştı.

Semendre, Mora ve Arnavutluğun fethi esnasında Sigismund ölmüş, yerine 2. Albert geçmişti. Diğer taraftan Bohemya'da Katolikler ve Otrakistler hükümdarlık makamına seçilecek kişi için ihtilaf halindeydiler. Katolikler Macar ve Alman hükümdarlığına geçen 2. Albert'i tahta geçirmek istiyordu.  Otrakistler ise Polonya Kralının 13 yaşındaki oğlu Kazimir'i hükümdar ilan etmişlerdi. 2. Murad, bu ihtilaftan istifade etmek için harekete geçerek Kazimir'e Macaristan ile ittifaktan vazgeçmesi halinde himaye ve desteğini taahhüt etti. Ancak Osmanlı sefirleri henüz Bohemya'dayken Albert ölmüş, dolayısıyla Kazimir'in rakibi kalmamıştı. Macaristan'a karşı bir müttefik bulamayan 2. Murad, nihayet emelini ordusu ile gerçekleştirmek üzere harekete geçti ve Brankoviç'in Macaristan'a bıraktığı Belgrad üzerine yürüdü. Hisarlar kuşatıldı, Belgrad muhasara edildi. Ancak kenti korumakla görevli bir papaz olan Raguza'lı Zovan, Ali Paşa komutasındaki Osmanlı ordusuna karşı fevkalade bir mukavemet gösteriyor, surları aşmak mümkün olmuyordu. Osmanlı Tarihinin en çetin ve en uzun süren kuşatması olan Belgrad muhasarası 6 ay boyunca devam etti. Nihayetinde hisardan içeri girmeyi başarsalar, hatta pek çok ganimet ve esir almış olsalar da hisarın içerisindeki muharebelere mukavemet gösteremeyip çekilmek zorunda kaldılar.

Belgrad'da ki kısmi başarısızlık 2. Murad dönemi için bir kırılma olmuştur. Belgrad muhasarasının sonrasında Macaristan'a karşı küçük de olsa kazanılmak istenen bir zafer vardı. İmrahorbaşı Mezid Bey, bu gaye ile Eflak'ı geçip Transilvanya ya ulaştı ve Macar şehri olan Hermanstad'ı kuşattı. Diğer taraftan Macarlar, ünlü bir komutan olan Yanoş lakaplı Yohan Hunyad komutasında kuvvetli bir savunma gücü tanzim etmişti. Hunyad, süratle Hermanstad'ın savunmasına destek vermek üzere intikal etti. Bu intikali haber alan Mezid Paşa, onu karşılamak üzere harekete geçti. Ancak Hunyad, zekice bir hamle ile atını ve silahlarını bir başkasına giydirmiş, bu hile ile Mezid Paşa'yı gafil avlamıştır. Mezid Paşa Hunyad sanarak taarruz edip amacına ulaşmıştı ancak Hunyad, taarruzlarının hemen sonrasında Osmanlı kuvvetlerinin arkasından dolanarak hücum etmiş, Mezid Bey ve akıncıları bu beklenmedik saldırı karşısında mukavemet gösteremeyerek 20 Bin kayıp vererek geri çekilmek zorunda kalmıştı. Hunyad, bu ümitle beklenen galibiyeti kutlamak için esirlerini ziyafet eşliğinde idam ettirmiş, gazilerin kellelerinden bir tepe yaptırarak Eflak'a ilerlemiş, sonrasında ise tekrar Macaristan'ın müttefiki haline gelen Braknoviç'e hediye olarak, aldığı ganimetlerle yüklü bir kervan göndermiş, bu kervanı da Mezid Bey ve Oğlunun kazığa geçirilmiş başlarıyla süslemiştir (Mart 1442).

2. Murad, bu musibeti izale için şanlı bir intikam planladı. Rumeli Beylerbeyi Kula Şahin komutasında 80 Bin kişilik muazzam bir ordu tertip edip yeniden Macaristan üzerine gönderdi. Anadolu'nun fethi için tanzim edilmiş ordudan bile sayıca çok olan bu kuvvetin muvaffak olacağına kesin gözüyle bakılıyordu. Öyle ki ordunun başında bulunan Kula Şahin rehavete kapılmış, Eflak'ta ki karargahında sefa sürüyor, kendisini uyaran beylerine "Onlar börkümü görse birkaç günlük yol öteye kaçarlar" diyerek düşmanı hakir görüyordu. Nitekim Macar ordusu yalnızca 15 Bin kişiden oluşuyordu. Nihayetinde bu rehavet kendisine pahalıya patlayacaktır. Taarruz edecekken hazırlıksız yakalanarak savunma vaziyetine geçemeyen Osmanlı ordusu elim ve feci bir mağlubiyetle kendisinden 5 misli az bir kuvvet tarafından bozguna uğratıldı. Kula Şahin de dahil olmak üzere 5 Bin gazi esir alındı, pek çoğu öldürüldü, kaçmaya muvaffak olanlar Eflak'a çekildiler (Eylül 1442).

2. Murad, bu elim mağlubiyet hasebiyle büyük bir üzüntü ve ruhsal çöküş içerisine girdi. En iyi zabitlerinin ve muazzam sayıdaki gazilerinin katli bu şanlı hükümdarı, yakın tarihte bir ilk olmak üzere tahttan feragat etmeye doğru sürükledi. Diğer taraftan Hunyad büyük bir ün kazanmıştı. Osmanlı aleyhine birlik olan kuvvetler, Haçlı Seferlerinden bu yana bu denli ittifak içerisine girmemişlerdi. Macar, Alman, Sırp, Ulah (Eflaklı) kuvvetler efsanevi komutan olarak gördükleri Hunyad'ın  ordusuna katılmışlardı. Bu kuvvetler 5 ay gibi kısa bir sürede 5 müstahkem mevkiyi ele geçirmişler, Osmanlı'nın Balkanlarda 20 yıl boyunca elde ettiği kazanımları yalnızca 5 ayda geri almışlardı.

İzladi Savaşı

Semendre halen Osmanlı'nın elindeydi ve şehre önemli ölçüde Müslüman Osmanlı tabası yerleşmişti. Macar Komutan Hunyad, Sırp Despotu Brankoviç'in müracaatı ile Türklerin Anadolu'ya çekilmeleri gayesiyle 40 Bin kişilik bir orduyla harekete geçti. 22 Temmuz 1443'de Ofen'den harekete geçip Semendre'yi Tuna üzerinden geçerek ilerlediler. 2. Murad, bizzat komuta ettiği kuvvetlerle savunmaya geçti. İlk çarpışma 3 Kasım'da Morava kıyılarında gerçekleşti. Sayıca üstün olan düşmana karşı koyamayan Osmanlı ordusu 2 Bin kayıp 4 Bin esir vererek geri çekilmeye başladı. Hunyad, düşmanını takip ederek önce Sofya'ya ardından Filibe'ye ulaştı. 2. Murad, düşmanın takibinden kurtulmak için çığ düşmesi tehlikesini göze alarak Suçi'de bulunan karlarla kaplı sarp bir geçitten çekilmeye devam etti. Hatta düşmanın azmini kırmak için geçitlerdeki karları eritip zaten sarp olan geçidi buzlarla daha da tehlikeli hale getirmişti. Ancak Hunyad, ordusunun büyük bir felakete uğraması pahasına takibi bırakmayarak ilerlemeye devam etti. 2. Murad, bunun üzerine geçidi kayalarla kapatmış, böylece Hunyad'ın takibini imkansız hale getirmişti. Ancak Hunyad, kayalarla kapanan geçide rağmen vazgeçmeyerek geri dönüp başka bir güzergah üzerinden takibe devam ettirdi. Takip Yalavaç kırlarına kadar devam etti. Burada yaşanan son çatışmada yine mukavemet gösteremeyen Osmanlı ordusu ancak hükümdarlarının canını kurtarmaya muvaffak olabildiler. Hunyad ise aldığı esirleri katledip 2. Murad'ın damadı Mahmud Çelebi ve Rumeli Beylerbeyi Kasım'ı zaferinin nişanı olarak Ofen'e götürdü (1443).

Edirne-Segedin Antlaşması ve Sultan Murad'ın Tahttan Çekilmesi

2. Murad, Anadolu'ya henüz gelmişti ki Karamanoğlu Beyi 2. Murad'ın içine düştüğü bu müşkül durumdan istifade etmek üzere tekrar başkaldırmış, Bolvadin'den Sivrihisar'a kadar olan mıntıkayı işgal ve talana yeltendiğini öğrenmişti. Derhal Anadolu'ya geçerek Konya'ya kadar ilerledi ve bu asi akrabasını dize getirerek canını bağışlamıştı. Nihayetinde Balkanlarda ki müşküllü durumu sona erdirmek ve sulhu temin etmek üzere Edirne'ye geçti ve imzaladığı antlaşma ile Vlad'a Eflak'ı, Brankoviç'e sulh teminatı olarak aldığı iki oğlunu, Şehriköy, Krosvaç ve Semendre'yi geri verdi. Macaristan ile sulh ise Hunyad ve Braknoviç'in ısrarları ile mümkün olabildi (12 Temmuz 1444).

Hudut nizamı sağlanmış, asi Karamanoğlu'na baş eğdirilmiş, nihayetinde devletin ve ahalinin emniyeti sağlanmıştı. Ancak 2. Murad, henüz 40 yaşında olmasına rağmen ruhen yorgun düşmüş, kendisinde devleti ayakta tutacak gücü bulamamıştı. Büyük oğlu Ahmed, genç yaşında vefat etmiş, yakın zamanda da diğer oğlu Alaeddin Ali hakk'ka yürümüştü. Devletin idaresi için tek halefi henüz 14 yaşında olan Mehmed (Muhammed) kalmıştı. Oğlu Mehmed'in henüz genç olması onu tedirgin ediyordu. Ancak kararını vermiş, tahtı kendi rızasıyla halefine bırakmaya azmetmişti. Nihayetinde Mehmed'in makamına oturtup kendisi Manisa'ya çekildi. Hükümdar artık Mehmed'di ancak bu durum devleti tehlikeli bir buhrana sürüklemişti. Mehmed, Çandarlı Halil Paşa'nın tecrübeleri ile devleti ayakta tutmaya gayret ediyordu. Çandarlı da bu buhranlı dönemde ılımlı bir politika güdüyor, ihtiyatlı hareket ediyordu. Çandarlı'nın bu hareketi Zağanos ve Turahanlı paşaların tepkisini çekiyor, bu çekişme devletin idare ve idamesini daha da güçleştiriyordu. Diğer taraftan Bizans'ta bulunan 1. Mehmed'in kardeşi Orhan Çelebi (2. Murad'ın Amcası) tahtta hak iddia ediyor, bu minvalde Bizans'ın da desteğini alıyordu. Nitekim aldığı destek ile harekete geçen Orhan Çelebi, Dobluca'ya kadar ilerleyerek isyan girişiminde bulundu. Nihayetinde Şahabettin Paşa'nın müdahalesi ile isyan bastırıldı, Orhan Çelebi Bizans'a kaçtı, ancak bu durum Mehmed'in otoritesi  sarsmıştı. Aynı dönemde Edirne'de bir hurufilik akımı başlamıştı. Harflerin rakamlara dönüştürülerek Kur-an'ı kerim'de ki ayetlerin şifreli anlamlarını bulduğunu iddia eden bu akım Mehmed'in de ilgisini çekmişti. Hatta bu akıma destek verenleri himaye etmeye de teşebbüs etmişti. Ancak Sadrazam Halil Paşa bu akımı tehlikeli bularak mani olmuş, kendisini de bu tehlikeli olabilecek akımdan uzak durmasını telkin ve tavsiye etmiştir. Nihayetinde Halil Paşa'nın baskıları neticesinde hurufilerin himayesinden vazgeçmiştir. Daha sonrasında Şeyhülislam Fahreddin Acemi'nin verdiği fetva üzerine hurufiler yakılarak katledilmiştir.

Varna Savaşı

İleride Fatih Sultan Mehmed olarak anılacak cihan hükümdarı 2. Mehmed, babasının henüz hayattayken feragati üzerine tahta oturmuş, ancak yaşının küçük olması ve tecrübesizliği nedeniyle henüz idareyi tam olarak ele alamamıştı. Bu minvalde ortaya çıkan buhran nedeniyle zuhur eden iç meselelerin halledilmemişken balkanlarda akdedilen sulh bozulmuş, Polonya Kralı Vladislas aktedilen antlaşmayı geçersiz kabul ettiğini ilan ederek Papa önderliğinde Macar, Leh, Eflak, Sırp ve muhtelif Hristiyan kuvvetlerden teşekkül eden Haçlı Ordusu ile Edirne'ye doğru harekete geçmişti. Bir diğer kadim düşman olan Venedik de gönderdiği kadırgalar ile Çanakkale boğazını tutarak bu taarruza destek veriyordu.

Bu gelişmeleri haber alan Mehmed, böylesi bir meselenin hallinin tecrübesizliği hasebiyle mümkün olamayacağını biliyordu. Zira Sadrazam Halil Paşa da kendisine 2. Murad'ı davet etmesini, ordunun başına geçmesi için ricada bulunmasını tavsiye ediyordu.Nihayetinde Mehmed, Manisa'da bulunan babasına mektup yazarak ordunun başına geçmesini rica etti. Ancak 2. Murad, davete icabet etmeyip şu cevabı verdi;

"Oğlumuz Mehmed Han'a padişahlık lazım ise din-ü devleti siyanet etsin"
(Mealen; Padişah sen isen devletini ve dinini koru)

Mehmed, ricasına itibar etmeyen babasına yeniden bir mektup yazarak şu buyruğu verir;

"Baba! Ya sen padişahsın ya ben! Sen padişah isen şu tehlikeli anda milletin seni ordunun başına çağırıyor, gel. Ben padişah isem emrediyorum; Saltanat kendisine ait ise düşmanı karşılamak farzdır. Yok eğer bize ait ise emrimize itaat şarttır"
(Mealen; Sen padişahsan milletin seni ordunun başına çağırıyor, bu sana farzdır. Ben padişahsam emrediyorum, ordunun başına geç.)

2. Murad, bu ferman üzere harekete geçip Anadolu'dan gazileri toplamaya, mukavemet gösterebilecek nispette bir ordu teşekkül etmeye başladı. Sonrasında Varna Savaşı vuku buldu. Savaş esnasında  Mehmed Edirne'de kaldı ve 2. Murad, bizzat savaşı komuta etti.

Osmanlı aleyhine tertip edilen kuvvetler sayıdca çok değildi. Zira Osmanlı, o zamana kadar yalnızca uç beylerinin akınlarıyla kendilerinin topraklarını fethedebiliyordu. Her ne kadar Türkler mağlup edilmiş olsalar da şimdi doğrudan Osmanlı topraklarına yapılacak bir saldırı büyük bir hayal kırıklığına yol açabilirdi. Nitekim bizzat Türklerle savaşmış, onları mağlup etmiş olan Hunyad bile bu seferi tehlikeli buluyor ve katılmayı arzu etmiyordu. Papalık, Osmanlı'nın mağlup edilmesi halinde Osmanlı tacını kendisine giydireceğini taahhüt etmiş, kendisini ancak bu vaat ile ikna edebilmişti. Macaristan, 10 Bin kişilik bir kuvvet tahsis etmiş, Eflak da Macaristan'ın egemenliğini tanımış olması hasebiyle 5 Bin askerlik bir kuvvet takviye etmek zorunda kalmıştı. Nihayetinde Venedik'in denizden verdiği desteği hesaba katmazsak,  karadan yalnızca 15-20 Bin kişilik bir kuvvet ile sefere çıkılacağı ortadaydı. Macaristan, ordusuna güveniyor, Türkleri bir şekilde mağlup etmiş olmanın gurur ve rehavetiyle sayıyı arttırmaya lüzum görmüyordu. Ancak Eflak Bey'i Vlad, Osmanlı Hükümdarının ava giderken mahiyetinde götürdüğü ordunun bile Haçlı ordusundan daha ziyade olduğunu söyleyerek ikaz ve itiraz ediyordu. Hunyad, Vlad'ın bu tavrını ihanete ve korkaklığa yormuş, yaşanan tartışma sonrasında Vlad'ı tevkif etmişti. Vlad, kardeşinin komutasında 4 Bin kişilik bir kuvvet daha sağlama vaadiyle ancak hürriyetine kavuşabilmişti.

Haçlı ordusu, yaklaşık 20 Bin kişilik bir kuvvetle yola çıktı. Sefer güzergahı Tuna istikameti üzerinden Karadeniz sahil boyu olarak belirlenmişti. Zira Balkanlarda ki geçiş güzergahları üzerinde bulunan irili ufaklı Osmanlı kontrol kaleleri (Derbendler) önemli bir tehdit oluşturuyordu. Ordunun önünde 3 Bin süvarisi ile Hunyad ve Eflak kuvvetleri bulunuyordu. Onu Macaristan Kralı Frederik takip ediyordu.

Haçlı ordusu, güzergahı üzerinde bulunan Kamçık nehrinde konuşlu 28 Osmanlı gemisini ateşe verdi. Devam eden güzergah boyunca pek çok mevkiden mukavemet görmeden ilerledi. Ancak Süne ve Balçık mevkilerinde bulunan Osmanlı mevkileri, Haçlı ordusuna karşı kayıtsız kalamayarak mukavemet gösterdiler. Sayıca üstün olan Haçlı kuvvetleri bu mevkileri bertaraf edip 5 Bin kadar Türk'ü muharebe esnasında, sayıca tespit edilemeyecek kadar ahaliyi de kayalardan aşağı atarak katlettiler.

Haçlı kuvvetlerinin ilerleyişi Varna kalesi yakınlarında sona ermiş, ordu savaş düzeni alarak yerleşmişti. 2. Murad da Anadolu'da terkip ettiği 40 Bin kişilik bir kuvvetle yola çıkarak Cenevizlilerden tedarik edilen kadırgalarla Boğazı geçmiş ve hızlı bir ilerlemeyle Varna yakınlarına ulaşmıştı. İki ordu 2-3 Km'lik mesafede savaş düzeni aldılar. Haçlı ordusu, önce hendekler ve savaş arabaları ile istihkam yapıp savunma yapmayı düşünmüşlerdi. Ancak Hunyad, düz arazide taarruz yapmakta ısrar edince Türklere karşı galip gelebilmiş tek komutan olması hasebiyle fikri kabul gördü.

Haçlı ordusunun sol cenahını Eflaklılar ve bir kısım Macar kuvvetleri savunuyordu. Diğer Macar kuvvetleri de sağ cenahın savunmasına yerleştiler. Ordunun merkezinda Papalık tarafından görevlendirilmiş Piskoposlar ve doğrudan Papalığa bağlı kuvvetler yer alıyordu. Geride ki kuvveti ise Polonya Kralı Vladislas'ın ordusu sağlıyor, aynı zamanda savaş gereçleri ve ikmal kaynaklarını koruyorlardı.

Osmanlı ordusunda sağ cenah Rumeli Beyleri Turahan, sol cenah Anadolu Beyleri Karaca tarafından kumanda ediliyordu. Merkez 2. Murad ve Yeni Çeriler, önlerinde kazıklarla tanzim edilmiş istihkamla konuşlanmıştı. 2. Murad, Haçlıların sözünden dönerek bozdukları Ahidname'yi de bu kazıkların üzerine asmıştı.

Haçlılar, Hunyad komutasında ilk taarruzlarını sol cenaha doğru gerçekleştirdiler. Kabiliyetli Hunyad komutasındaki Macar kuvvetleri çok hızlı sonuç aldılar ve Karaca komutasındaki kuvvetleri ağır bir hezimete uğrattılar. Sağ cenahtan saldıran Ulahlar ile Karaca'ya bağlı kuvvetleri ilk teşebbüslerinde mağlup etmeyi başardılar. Savunma sağ ve sol cenahtan yarılmış, Haçlı kuvvetleri ordunun merkezine doğru ilerlemeye başlamışlardı. İlk taarruzda alınan bu darbe orduyu sükutu hayale uğrattı. Buna mukabil ortaya çıkan karışıklık ordunun idaresini imkansız hale getirmişti. 2. Murad, daha fazla kayıp vermemek için geri çekilmeye hazırlanırken savaşın gidişatını, hatta Osmanlı Tarihin balkanlar üzerindeki birkaç yüzyıllık politikasını etkileyecek bir vaka gerçekleşti. Rumeli Beylerbeyi Karaca, geri çekilmeye hazırlanan 2. Murad'a mücadeleye devam etmesi için yalvarmış, fayda etmeyince atının dizginlerini tutarak çekilmesine mani olmaya teşebbüs etmişti. Sekbanbaşı Yazıcı Doğan, Karaca'yı bu pervasızlığından ötürü öldürmeye teşebbüs etse de o esnada hükümdarın atına kadar yaklaşmış olan Macar askerlerinden birinin taarruzuyla öldürüldü. Artık geri çekilmeye fırsat kalmamıştı, zira Macar askerleri ordunun merkezine kadar ulaşmıştı. Mücadele artık doğrudan ordunun merkezinde cereyan ediyordu. Hatta Macar Kralı, 2. Murad'ı öldüren kişi olmak gayesiyle bizzat hücuma geçmişti. Ayrıca Polonya Kralı Vladislas da öne atılmıştı. Atının aldığı bir balta darbesiyle yere düşen Vladislas ele geçirildi. Koca Hızır namındaki Yeni Çeri atılarak hemen orada Vladislas'ın boynunu vurup bir kazığa geçirdi. Böylece Mezid bey ve Oğlunun intikamını misli mukabili ile almış oldu. Kralın öldürülmesi ve Bizzat 2. Murad'ın da gazanın orta yerinde cenk ediyor olması Osmanlı kuvvetlerinin moralini yükseltti. Hunyad komutasındaki kuvvetler adım adım püskürtülerek geri çekilmek zorunda bırakıldı. Hunyad, en azından Vladislas'ın kazığa geçirilmiş başını alabilmek, böylece bastırılmış olan Türk korkusunun yeniden hortlamasına mani olabilmek için pek çok kez taarruza kalktı, ancak muvaffak olamayacağını anlayınca akşamın çökmesine yakın geri çekilmek zorunda kaldı. Bu kez karşı taarruza geçen Osmanlı Ordusu, akdin bozulmuş olması hasebiyle kati suretle esir almamak kaydıyla kaçamayan ve teslim olan tüm düşmanların katlini emretti. Bunların arasında Papa vekili Kardinal Sezarini de vardı.

2. Murad, muharebenin sonunda savaş meydanını gezerken düşman ordusundaki ölülerin mütemadiyen genç olmasını teessürle karşıladı ve mahiyetine şu sözü sarf etti; "Taaccüb edilecek şey değil mi? Bütün bu delikanlı ordusunun arasında bir tane dahi ihtiyar yok". Bunun üzerine yaşı ilerlemiş bir gazi olan Azab Bey "Bir tane ihtiyar olsaydı bu kadar mecnûnâne bir teşebbüste bulunmazlardı" diyerek aslında Batı dünyasının askeri anlamda ki en mühim zaaflarından birini müşahede etmişlerdir (10 Kasım 1444).

2. Murad'ın Tahttan Tekrar Feragati ve Üçüncü Defa Cülusu

2. Murad, Varna galibiyeti sonrasında Edirne'ye döndü. Saltanat mahiyeti onun tekrar tahta geçeceğini düşünürken, o oğlu Mehmed'i tahtta bırakıp Manisa'ya dönmeye karar verdi. Ancak Mehmed'i, çocuk yaşta olması hasebiyle hükümdarlık makamına yakıştıramayan Yeni Çeriler, alışkın oldukları gibi güçlü bir hükümdar istiyorlardı. Mehmed, Varna savaşı sonrasında geçen iki yıl boyunca makamını manen dolduramayınca Yeni Çeriler isyan hareketine giriştiler. Edirne Çarşısında bulunan pek çok evi yakıp ahaliyle zulmettiler. Ardından Mehmed'i tahttan çekilmeye mecbur etmek üzere Buçuk Tepe bölgesinde karargah kurdular.

Bu gelişmeler üzerine Sadrazam Halil Paşa, Saruca Paşa'yı Manisa'ya gönderip 2. Murad'ı tahta geçmesi için davet etmekle vazifelendirdi. Ancak Mehmed'e tahttan feragat etmesini teklif etmeye cesaret edemedi. Bunun yerine Mehmed'i birkaç gün sürecek bir av düzenleyerek makamından uzaklaştırdı. Mehmed, avdayken Edirne'ye ulaşan 2. Murad, halkın ve Yeni Çerilerin teveccühü ile tekrar tahta oturdu. Asiler, elbette cezasız bırakılmadı ve divanda haklarında müeyyide uygulandı. Yeni Çeriler de süratle isyanı kaldırıp vazifelerine geri döndüler.

Mehmed, av dönüşünde babasının yeniden tahta geçtiğini gördüğünde yapacak hiçbir şeyi kalmamıştı. 2. Murad, kendisine saltanat kudreti verecek senelerin geçmesini beklemek üzere Manisa'ya gitmesini emretti. Her daim Mehmed'in yanında olan Zağanos Paşa, vazifelerinden azledilerek alelade bir taba gibi Balıkesir'e gönderildi. Mehmed'in yanında yer alan diğer paşalar Şahabeddin ve Turahan ise Mehmed ile birlikte Manisa'ya gittiler (1446).

Mora Seferi

Balkan fetihleriyle Osmanlı'nın Avrupa içlerindeki ilerleyişleri Macaristan sınırlarına kadar ulaşmıştı. Sonrasında İzladi mağlubiyetiyle (1443) 2. Murad, fethettiği topraklardan geri çekilmek, hatta hattan feragat etmek zorunda kalmıştı. Nihayetinde 1444'de kazanılan Varna Savaşı ile Osmanlı'nın Avrupa hudutlarındaki ilerleyişi yeniden mümkün olabildi.

Osmanlı'nın vasalı durumunda olan Atina Dükası, Mora Despotu'nun kendi topraklarına tecavüz ettiği gerekçesiyle durumu Turahan vasıtasıyla 2. Murad'a şikayet etmişti. Turahan'ın da tavsiye ve telkini ile Mora üzerine sefer hazırlığına girişildi. Osmanlı ile Bizans arasında yapılan antlaşma gereği sulh temin edilmişti. Ancak evvelce Bizans'ın güney şehirlerinden biri olan Mora, artık Bizans ile sınırı olmayan uzak bir bölgeydi ve siyasi olarak müstakil bir statüye sahipti. Dolayısıyla Bizans ile yapılan muahede Mora'yı kapsamıyordu.

2. Murad, daha önce de bu bölgeye ulaşmış, Germe kalesini ele geçirmiş ancak despotu yerinde bırakıp vasalı yaparak geri dönmüştü. Aslında bu vakaya müteakip Mora'nın önemi anlaşılmış, olası saldırılara karşı kuvvetli istihkamlarla mukim savunma hatları inşa edilmiştir.

Mora, dört bir yanı denizle çevrilmiş, karadan olan tek bağlantısı ise Germe kalesi ile korunaklı mukim bir bölgeydi. Üstelik Germe kalesi dışında birkaç noktada daha savunma kaleleri bulunuyordu. Toplamda 5 kalenin muhasarası icap ediyordu. 2. Murad, ihtiyaç duyduğu muhasara gereçlerini her kaleyi iki kez kuşatacakmışçasına ihtimam ve ihtiyat ile tanzim ettirdi ve ordusu ile birlikte Siroz'dan yola çıktı. Mora'nın hükümdarlarından Konstantin, Osmanlı ordusunun kendisine yaklaştığını haber alınca tüm kuvvetlerini savunma seddinin arkasına konuşlandırdı. 2. Murad, önce sulh teklifi iletip teslim olmalarını tavsiye etti. Ancak Konstantin, gönderdiği elçiyle tecavüz ettiği toprakların kendisine bırakılmasını ve Osmanlı kuvvetlerinin geri çekilmesini istedi. Bu küstahça bir teklifti ve 2. Murad, küstahlığının bedelini elçisine ödeterek onu zaptedip döndüğünde Siroz'a hapsettirdi.

Osmanlı ordusu 60 Bin kişilik muazzam bir ordu ile Mora hududuna gelmişti. Oysa Konstantin'in ordusu sayıca çok daha zayıftı. Her ne kadar savunma avantajı var ise de Osmanlı ordusundaki top ve mancınıklara uzun süre dayanması muhtemel değildi. 2. Murad, Turahan'ın tavsiye ve telkinleri üzerine Konstantin'in teslim olmasını bekledi. Ancak Konstantin, ısrarla ve sabırla savunmada kalmış ve savaşmayı göze almıştı. Esasında Murad, bu seferi müteakip sene bahar aylarında yapmayı planlıyordu. Turahan'ın telkin ve tavsiyesi üzerine sonbahar olmasına rağmen kuşatma hazırlığı yapmıştı. Konstantin'in savunmada ısrar etmesi uzun sürebilecek bir muhasaraya yol açabilirdi ki, bu da askeri açıdan önemli bir stratejik hataydı. 2. Murad, Bu hatası ve ön görüsüzlüğü sebebiyle Turahan'ı azarlayıp geri çekilmekten imtina ederek kuşatma için daha müsait bir yer olan Aksamilon surlarının önüne yerleşti.

Osmanlı ordusunun konuşlanması tamamlandıktan sonra mancınık ve top atışları başladı. Ancak hisarda gedik açılamamış, Mora savunması ise yerinden kıpırdatılamamıştı. Muhasaranın yedinci gününde umumi taarruz emri verildi ve topyekun hücum başladı. Lağımlar kazılıp hisara merdivenler dayayarak hisarın ardına ulaşmaya çalışan gazilerden biri burçlardan birine çıkmayı başardı ve Osmanlı sancağını hisara dikmeye muvaffak oldu. Mova askerleri Osmanlı Bayrağını gördüklerinde savunmanın çöktüğünü, düşmanın hisardan içeri girdiğini düşünerek korkuya kapıldılar ve savunma hattının nizamını bozdular. Bunun üzerine hisar kolayca aşıldı, gaziler Germe kalesinin kapısından şehre girdiler. Devam eden birkaç gün boyunca Mora içerisindeki müstahkem mevkiler ve savunma amaçlı istihkamlar da aşılarak şehir tümüyle ele geçirildi. Nihayetinde despot itaat altına alınıp 6 Bin esir ile Edirne'ye geri dönüldü (Kasım 1446).

2. Kosova Savaşı

2. Murad, eski Arnavut vasalının oğlu İskender'in isyanı üzerine Arnavutluk seferi çıkmışken, henüz seferin başlarında Macar Hükümdar naibi Hunyad'ın Kosova'ya doğru ilerlediğini haber aldı. Hunyad, Macaristan'ın başkomutanıyken İmparatorları Vladislas'ın ölümü üzerine taht naibi (Geçici hükümdar) olmuş, ülkenin idaresini ele almıştı. Hem Varna'da uğradığı bozgunun intikamını almak, hem de naibi olduğu makama kalıcı olarak sahip olabilmek niyetiyle, Arnavutluk seferini fırsat addederek hücuma geçmişti.

2. Murad, isyan eden Arnavut Beyi İskender üzerine yürümüş, ilk hedefi olan Akçahisar'ı zaptetmiş, seferin devamını orduya bırakıp Edirne'ye geçmeye hazırlanmıştı. Ancak Hunyad'ın yaklaştığı haberi üzerine ordusunu tekrar toplayıp Hunyad'ı karşılamak üzere harekete geçti. Hunyad, emri altındaki 24 Bin Macar kuvvetine ek olarak 8 Bin Eflaklı ileAlman ve Bohemyalı 2 Bin tüfenkçi, toplamda yaklaşık 40 Bin kişilik bir orduyla ilerliyordu. Osmanlı ordusunun toplam kuvveti ise 50 Bin kadardı.

Her iki ordu Kosova düzlüğünde yerleştiler. 2. Murad, Hunyad'a antlaşma yapmayı ve sulhu teklif etse de Hunyad, elçilerle konuşma tenezzülünde dahi bulunmadı. Savaşın kaçınılmaz olduğu anlaşılınca 16 Ekim 1448'de son hazırlıklar tamamlandı ve her iki ordu da savaş düzeni aldı. Osmanlı ordusunun sol cenahı adet olduğu üzere Anadolu Beylerbeyi tarafından, sağ cenah Rumeli Beylerbeyi tarafından komuta ediliyordu. Ortada ise en önde hendek kazılmış, ardında develer, onun ardında yere sabitlenmiş istihkam olarak kullanılan kalkanlar, onun ardında ise yeni çeriler konuşlanmışlardı. Macar ordusunda sağ cenahta Macar kuvvetleriyle birlikte Sicilyalılar, sol cenahta ise Alman, Bohem, Transilvanya ve Eflaklı kuvvetler bulunuyordu.

Savaş 17 Ekim 1448'de başladı. Macar kuvvetlerin giydiği kuvvetli zırhlar onları kılıç darbelerinden koruyor, Osmanlı kuvvetleri ise savunma pozisyonu aldıkları için ihtimam ve ihtiyatla savunma yapıyorlardı. Tüm gün, hava kararana dek devam eden mücadelelerde iki taraf da yıpranmış ancak herhangi bir sonuç alınamamıştı. Hunyad, düşmanının gece karanlığından istifade ederek çekileceğini düşünmüştü. Ancak bunun gerçekleşmediğini görünce ani bir gece baskınıyla düşmanı bertaraf etmeyi planladı. Tetikte bekleyen Yeni Çeriler fevkalade bir süratle silahlanarak taarruza karşı koymaya muvaffak oldular.

Mücadelenin ilk günü sonuç alınamamıştı. Bunun üzerine Hunyad, Varna Savaşındaki taktiğini uygulayarak topyekün bir hücum ile düşmanı alt etmeyi planladı. Doğrudan sol cenaha taarruza kalkıp savunma hattını yarmayı denedi. Ancak Turahan, Varna Savaşındaki hataya düşmemek için riske girip yerinden ayrılarak Hunyad'ı sağ cenahtan kuşattı. Sayıca az olan Hunyad'a bağlı kuvvetler sonuca ulaşamadıysa da bozguna uğramadan geri çekilmeyi başardılar. Bu esnada savaşın gidişatını değiştirecek bir gelişme oldu. Eflaklılar 2. Murad'a elçi gönderip anlaştılar. Bu minvalde saf değiştiren Eflak kuvvetleri sayesinde Hunyad sağ, sol ve arka cenahtan kuşatıldı. Ancak yetenekli bir komutan olan Hunyad, bu müşkül durumdan kurtulup istihkamların arkasına kadar çekilmeyi başarmıştı.

Hunyad,  Eflaklıların ihaneti ile muvaffak olamayacağını anlamıştı. Ancak geri çekilmesi durumunda 2. Murad'ın peşini bırakmayacağını biliyordu. Zira İzladi savaşında geri çekilmesine rağmen azimle ve  canına kast ederek 2. Murad'ın peşini bırakmamıştı. 2. Murad'ın da intikamını almak için bunu yapacağını çok iyi biliyordu. Bunun üzerine ordusuna ihanet ederek savaş meydanından çekilebileceği bir plan yaptı. Hava kararınca Alman kuvvetlerle birlikte topçuların Yeni Çerilerin karşı cenahına konuşlanmalarını emretti. Onlar topların yerini değiştirmek için uğraşırken kendisi fark ettirmeden kaçıp Eflak üzerinden Macaristan'a doğru kaçtı. Ancak, yapacağı sefere katılmayı reddettiği için topraklarına girip istila ve talan ettiği Sırp Despot Brankoviç, onu kaçarken zapt etti ve şehrine verdiği zararı tazmin etmek üzere 100 Bin altın florin fidye ile serbest bıraktı. Ardında bıraktığı Alman kuvvetleri gazilerce esir alınmaksızın ve derhal savaş meydanında öldürüldüler. Savaşın neticesinde Macar kuvvetleri arkalarında 17 Bin kayıp bırakmış, Osmanlı Ordusu ise çok daha büyük zayiata uğrayıp 40 Bin kayıp vermiştir.

Nihayetinde 2. Murad, 2. Kosova Savaşı ile Hunyad müsibetini bertaraf etmiş, eski itibarını yeniden kazanmış ve Balkanlarda ki Türk hakimiyetini pekiştirmiştir (18 Ekim 1448).

Arnavutluk Seferleri

Sultan Murad'ın Epik bölgesine düzenlediği seferlerde itaat altına alınan Yunan Despotlarından biri olan Jan Kastriyota, diğer mağlup despotlar gibi Osmanlı'ya itaat etmiş, sulh teminatı olarak da 4 oğlunu Osmanlı'ya hizmet etmek üzere teslim etmişti. Bu oğullarından üçü vefat etmiş, tek sağ kalan oğlu Jorc Karstriyota sulhun teminatı olarak çocukluk ve gençlik yılları boyunca Osmanlı idare ve himayesinde geçirmişti. Jorc, güzel siması, zekası ve karakteri ile hükümdarın takdirlerini toplamış, Sultan Murad kendisine hususi bir ihtimam göstermişti. Bu minvalde onu İslam üzere yetiştirmeye, gayret etmiş ve adını İskender koymuştur. Yaşı ilerledikçe Sultan Murad ona geleceği parlak bir Osmanlı kumandanı olarak bakmaya başlamıştı. Bu minvalde genç yaşına rağmen orduda görev vermiş, Jorc da bu vazifeleri bihakkın yerine getirmişti. O artık hükümdarın gözünde Kastriyota'nın oğlu Jorc değil Osmanlı Beyi İskender'di.

Sultan Murad, Arnavut Despotu Jan Kastriyota'nın vefatı üzerine babasının hüküm sürdüğü Arnavutluk bölgesini İskender'e tımar olarak vermişti. Ancak bu İskender için kabul edilebilir değildi. Zira Arnavutluk onun için babasından kalan bir mirastı. Oysa tımar olarak verilmesi, bölgenin Osmanlı toprağı olarak kalması ve kendisinin de vali statüsüyle atanması anlamına geliyordu. İskender, bu vazifeyi önce kabul etti ve vazife emrinin bulunduğu imzalı evrakı yanına aldı. Ancak o esnada görevli olduğu Osmanlı ordusundan firar edip memleketinden topladığı 300 kadar yandaşla birlikte Arnavutluk'a ulaştı. İskender henüz 19 yaşındaydı ama bu genç ve mahir veliaht kısa sürede bölgedeki pek çok yerel hükümdarın teveccüh ve tabiyetini kazanmayı başardı.

Arnavutluk artık Osmanlı vilayeti gibi doğrudan Osmanlı zabitlerince korunuyordu. İskender, 300 kadar yandaşını hisarın dışında gizleyip kendisine verilen atama kağıdını göstererek kaleden içeri girdi. Beraberinde getirdiği yandaşları kaleden içeri gizlice sokmayı başarıp kendisine karşı koyabilecek Osmanlı zabitlerini gaflet halindeyken bertaraf etti. Babasının mirası olan Arnavutluk'un başına ihtilal ile geçip çevredeki Arnavut hükümdarlara haber gönderdi. 30 gün içerisinde 12 Bin civarında asker toplayıp kuvvetli bir ordu terkip etmeyi başardı. Çevredeki hemen her müstahkem mevkiyi ele geçirip olası bir Osmanlı taarruzuna karşı hazırlıklarına başladı. Artık ordusu 3 Bin süvari ve 7 Bin piyadeden mürekkepti ve hisarın ardından savunma yapmaya yetecek kuvvete ulaşmıştı.

2. Murad, önce Firuz bey komutasında bir kuvvet gönderip İskender'i itaat altına almayı denedi. Ancak İskender, onun tasavvur ettiğinden daha büyük bir kuvvet toplamıştı. Nihayetinde kuşatma kabiliyeti dahi yeterli olmayan bu kuvvet bozguna uğradı. Firuz Bey bizzat İskender tarafından öldürüldü. Ardından ikinci bir sefer emri ile bu kez Mustafa Bey, daha kuvvetli bir orduyla taarruza girişti. Ancak Arnavut hisarları mukim, kuşatmaya karşı dayanıklı ve coğrafya da savunmaya elverişliydi. İskender'in himayesinde toplamam kuvvetler de sayıca artmıştı. Mustafa Bey'in kumandasındaki ordu da mukavemet gösteremedi ve 10 Bin kayıp verdikten sonra gelen karşı saldırı karşısında mağlup oldular. Üstelik Mustafa Bey de esir düşmüştü. 2. Murad, 70 Bin duka fidye karşılığında kumandanını kurtarabildi.

Sultan Murad, iki başarısız teşebbüsün ardından meselenin halli için bizzat ordusunun başına geçip 100 Bin askerlik bir kuvvetle Arnavutluk'a yürüdü. 14 Mayıs 1449'da Debre kalesini muhasara altına aldı. Aylarca süren kuşatma sonuç vermedi. Sultan Murad, 20 Bin kayıp vererek kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldı. Ertesi yıl tekrar bir kuşatma yapmak için hazırlıklar yapmak üzere Edirne'ye döndü.

2. Murad, 1450 yılı Mayısında tekrar Arnavutluk surları önüne geldi. Bu kez beraberinde hisarı dövmek üzere hazırlatılmış 14 top bulunuyordu. Bulunduğu hisarın kuşatmaya dayanamayacağını anlayan İskender, Tumenistos dağlarına çekildi. Sultan Murad, onu takip ederek Kroya Surları önüne konuşlandı. Bu alan İskender için daha korunaklı, stratejik açıdan da daha avantajlıydı. Durumu gören 2. Murad, hisarın savunmasını yapan Arnavut Komutan Orakuntes'e 200 Bin akçe ve vilayet teklif etse de ikna edemedi. Bir yandan top atışlarıyla diğer yandan lağım ile surlar aşılmaya çalışılıyordu. Akıncılarda hisarı aşmak için gayret edenlerin işini kolaylaştırmak için taarruza kalkıyor ancak ağır kayıplar vermemek için kısa süre sonra geri çekilmek zorunda kalıyorlardı. Akıncıların taarruzları tehlikeli boyutlara ulaşınca İskender, askerleriyle hisarın dışına çıkıp ormanlık alanda gizlenerek akıncılara arka ve yan cenahlardan saldırarak kayıp verdirmeye başladılar. Bu taktik saldırılar çok etkili oldu. Zira bu saldırılardan birinde 8 Bin Akıncıyı öldürmüşlerdir.

Kuşatma bir türlü başarıya ulaşamadı. Nihayetinde Sultan Murad, temsili bir rakam olarak 5 Bin duka vergi karşılığında Arnavutluk'u kendisine vasalı olarak kalmak kaydıyla bırakmayı teklif etti. Ancak İskender hiçbir teklifi kabul etmedi. Nihayetinde kuşatmayı devam ettirmek imkansız hale geldi. 2. Murad, zorunlu olarak kuşatmayı kaldırdı ve geri çekildi. Ancak İskender Osmanlı kuvvetlerine geri çekilirken bile rahat vermedi. Osmanlı ordusu dönüş yolunda sarp geçitlere kurulan pusularla çok sayıda zayiat verdi. Nihayetinde Arnavutluk ele geçirilememiş, İskender babasının mirası olan Arnavutluk'un itibarlı bir hükümdarı haline gelmiştir.

Vefatı

2. Murad, başarısızlıkla sonuçlanan Arnavutluk seferi sonrasında Edirne'ye dönüp oğlu Mehmed'i evlendirdi ve 1450 kışını düğün merasimiyle geçirdi. Ertesi sene, istirahat etmek için Tunca adasında bir nehir kenarında istirahat ederken felç geçirip hayata gözlerini yumdu. Vefat ettiğinde henüz 49 yaşındaydı (3 Şubat 1451).

Vasiyeti üzerine Bursa Muradiye Camiinde defnedilen oğlu Alaeddin'in yanına defnedilmiş, yine vasiyetine riayet edilerek üstü açık bir türbe inşa edilmiştir.

09.12.2017'de eklendi, 1,137 kez okundu
TurkTarihim.Com - Her hakkı mahfuzdur ve koruma altındadır. Kaynak belirtilmeden kullanılamaz.