Reklamı Kapat
Turancılık

Turancılık

Turancılık fikrinin dünü, bugün ve yarını, Turan mefkuresinin gerçek idealleri ve bilimsel temellere oturtulmuş haliyle Turancılık mefkuresi

Turancılık fikri ve Turan kavramı Türk Milleti nezdinde heyecan uyandıran, kimileri için boş bir hayal, kimileri için mefkûre kimileri için ise tüğler ürperten bir tür kaos teorisi olmuştur. Peki nedir Turan ve Turancılık, hangi bilimsel temeller üzerine oturtulmuş, hangi kapsam ve minvalde mülahaza edilmiştir? Turancılık fikrinin dünü, bugünü ve yarınını ele alacak, konuyu tarih, bilim ve mantık çerçevesinde değerlendireceğiz.


Turan Nedir?

Turan, kelime anlamı itibariyle kısaca "Bütün Türkler" anlamına gelir. Türk ifadesinin kısaltması olan Tur hecesinin -an eki çoğullaştırılması ile Bütün Türkler ifadesi kazanmış halidir. Esasen Türkan ifadesi de aynı anlama gelir, fakat telaffuzun daha zarif ve özgün olması amacıyla Turan ifadesi tercih edilir. Bu ifade uluslararası literatürde, batılı yazarlarca Asya'da ki Semitik ve Ari (Kuzeyli Beyaz İnsanlar) olmayan tüm unsurlar için kullanılır. Elbette söz konusu olan Tarihi vakalar olduğu için, Turan ifadesinin geçtiği kayıtların ekserisinde bu ifade Türkere tahakkuk eder.

Kelime anlamının dışında bir mefkûre (Ülkü) olarak Turan ve Turancılık, Tüm Türklerin birleşerek tek bir devlet ve idare altında toplanması fikridir. Bu fikir 150 yıl öncesine kadar özel ve özgün bir isimle telaffuz edilmiyordu ancak fikir itibariyle Türk tarihinin en eski evrelerinde bile sosyolojik ve siyasi bir saik olarak karşımıza çıkmıştır.

 

Turancılığın Dünü, Bugünü ve Yarını

Turan idealinin tarihsel derinliğine indiğimizde karşımıza aslında bildiğimiz ancak Turancılık fikri ile ilişkisini açıkça göremediğimiz vakalar çıkacaktır. Örneğin Türk Tarihinin tespit edilemişmiş ve tartışmasız şekilde Türk olduğuna ikna olduğumuz ilk Türk Devleti Hunlar, Turan mefkûresini başararak tarih sahnesinde kendinden bahsettirmeyi başarabilmiştir. Hunlardan önce de Asya bozkırlarında yaşayan, cenk eden ve birer güç unsuru olan Türk kitleleri bulunuyordu. Fakat Mete Han'ın aynı dili konuşan, aynı sosyal ve kültürel dokuya sahip olan bu bağımsız kitleleri kendi sancağı altında toplamayı başarıp muazzam bir devlet haline gelerek bölgenin tarihine yön verebilmiş ve kendinden bahsettirebilmiştir. Muhakkak ki Mete Han'ın bu ideali doğrudan Turancılık idealinin bir örneğidir.

Mete Han bu ideali gerçekleştirebilmişti ancak kölelik-köylülük esasıyla değil oba-boy-budun geleneğiyle yaşayan Türklerin aynı hükümdar altında yönetilmesi her zaman mümkün olamadı. Örnek verecek olursak Roma Devleti tarihi boyunca zayıflamış, bölünmüş, birleşmiş, hükümdarları devrilmiş, taht ele geçirilmiş ancak tüm bu hengamelere rağmen halk yeni efendisine diz çökerek biat etmiştir. Zira bu tür Devletler İmparatorluk ile yönetilmektedir ve toplum köle-efendi ve köylü-aristokrat-imparator sistemi ile yaşamaktadır. Köylüler köledir ve efendileri olan Aristokratlara hizmet etmek için yaşarlar. Efendilerinin himmeti kesilirse yaşadıkları topraklardan kovulur ve aç kalırlar. Bu nedenle topraklarına bağlı kalmak zorundadırlar ve efendilerine isyan etmeye cüret edemezler. Efendiler ise aristokrattır (soylu) ve aristokrasinin kuralları doğrultusunda İmparatora bağlıdırlar. Oysa Türkler hayatın her alanında hürdürler. Her bir fert aileye, her aile bir obaya, her oba bir boya, her boy bir buduna bağlıdır. Halk ise doğrudan askerdir ve bu nedenle tahakküm altında değildir. Bir arada yaşama gerekliliğini oba hayatı ile sağlarlar. Genellikle aynı soydan gelen aileler birleşerek bir oba kurarlar ve böylece kendilerini savunabilecek güce ulaşırlar. Her bir oba hür ve bağımsızdır. Güçlü bir lider bulduklarında cenk ve ganimet için bir araya gelir, bu birliktelik zayıflarsa zarar görmemek için çekilebilirler. İşte tüm bu nedenlerden ötürü Türkler, farklı kitleler halinde birden çok lider etrafında öbekleşebilmektedir. Bu sosyal ve askeri yapı, Türklerin ayrı kuvvetler ve hükümdarlıklar kurmasına yol açmış ve Türk Dünyasının zayıflamasına yol açmıştır. Örnek verecek olursak, 9.-11. Yüzyıllarda Karahanlılar, Gazneliler ve Selçuklular birbirlerine sınır komşusu olmuş büyük devletler kurmuşlardır. Nihayetinde hem diğer unsurlar hem de birbireri ile mücadele ederek zayıflamışlar ve tarih sahnesinden silinmişlerdir. Osmanlı Devletinin gelişimi de ancak çevresindeki Türk Devletlerini ilhak edebilmesiyle mümkün olabilmiştir.

Tarih, Türk Birliği yani Turancılık idealine yalnızca Hun Devleti ve Osmanlı Devleti dönemlerinde ulaşabilmiştir. Her ne kadar Şah İsmail ve Timur'da bu ideal ile hareket etmişlerse de muvaffak olamamışlardır ancak Turan idealinin ne denli mühim ve mümkün olduğunu anlamamız bakımından önemlidir. Osmanlı'nın Turan idealini gerçekleştirmesi ise Anadolu Beyliklerini ilhak etmesi şeklinde tasavvur edilebilir. Bu Osmanlı, doğrudan Türk Dünyasının birlikteliği ideali için değil tehditleri bertaraf etmek ve hakimiyet alanını genişletmek için yapmış olsa da neticede Selçuklu Devletinden sonra parçalanan Türkleri ortak bir devletin tebaası haline getirmekte muvaffak olmuştur.

Çağımızın şartlarını mülahaza ettiğimizde tarihin tekerrür ettiği gerçeği ile karşılaşmaktayız. Tıpkı 11. Yüzyılda olduğu gibi birden çok Türk Devleti vücud bulmuş, ayrı coğrafyalarda ve birbirlerine sınır komşusu olarak bağımsız ve hür şekilde yaşayabilmektedirler. Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Kırgızistan birbirlerine sınırları bulunan bağımsız birer devlet haline gelmişlerdir. Batıda ise Türkiye ve Azerbeycan Nahçivan üzerirnden neredeyse birbirlerine sınır komşusu durumundalar. Bunun yanınad tahakküm altında yaşayan İran Türklerini, yarı bağımsız Türk Cumhuriyetlerini ve bağımsızlığa ulaşması mümkün olabilecek muhtariyetleri düşündüğümüzde muazzam bir Türk kitlesinin parçalanmış olduğu gerçeği ile karşılaşıyoruz.

1990'lı yıllara kadar Rusya'ya bağlı olan bu devletler, tahakküm altında oldukları için Türk Dünyasının birliği fikri mümkün görünmüyor, bu mefhum daha çok sosyal bir olgu olarak zihinlerimizin bir köşesinde atıl olarak duruyordu. Ancak bugün tarihi bir fırsat, ulaşılabilir bir mefkûre ve altın harflerle yazılacak bir tarih sayfası olarak beklemektedir.


Türk Dünyasının İstikbali

Türkler, belki de tarihin hiçbir diliminde bugünkü kadar yüksek bir nüfus oranına sahip olamamıştır. Bunun yanında kesin ve tartışmasız olarak hükmettiği coğrafyanın yüzölçümü bugünkü kadar geniş ve stratejik öneme haiz de olamamıştır. Hatta tarihin hiçbir diliminde Türklük bilinç ve şuuru bugünkü kadar yüksek değildi. Bugün herhangi bir Türk Devletinde herhangi bir vatandaşa hangi millettensin sorusunu sorsanız, alacağınız yanıt kesin olarak "Türküm" olacaktır. Düne kadar farklı diller gibi addedilen Türk lehçelerinin, çağın imkan ve olanaklarıyla aynı dilin farklı formları olduğu ortaya çıkmış, dolayısyıla aynı dili konuşan bu toplumun yek vücud bir millet olabilmesinin pekala mümkün olabileceği ortaya çıkmıştır.

Bu minvalde, bugün sadece bağımsızlığını ilan etmiş devletlerin nüfus ve coğrafi güçlerini mülahaza ettiğimizde karşımıza 145 Milyonluk bir nüfus ve 4.747.646 Km²'lik bir coğrafya çıkacaktır. Bu rakamlar, olası bir Turan Devletini nüfus bakımından Dünyanın 9. Asya'nın 6. büyük ülkesi, yüzölçümü bakımından ise Dünyanın 7. Asya'nın 3. büyük ülkesi haline getirecektir. Sonuç olarak, şunu açıkça idrak edebiliyoruz ki; Küresel siyasete yön verebilecek bir potansiyel kesin olarak vardır ve bu potansiyele ulaşmanın yegane yolu Turan'dır.

Meseleyi nüfus, coğrafya, siyaset ve temennilerle ele aldığımızda karşımıza çıkan sonucu bilimsel verilerle tekrar değerlendirelim. Turan mefkûresi sosyolojik açıdan sağlıklı temellere oturtulabilirmi yoksa bu artık mümkün değilmi? Bu konuda Ziya Gökalp, Türklüğün Esasları adlı eserinde bu konuyu ele almış ve bize üzerinde yorum yapabileceğimiz önemli fikirler vermiştir. Söz konusu Türk kitleleri, asırlarca süren coğrafi izolasyon ve buna bağlı olarak farkıl kültürel etkileşimlere maruz kalmaları hasebiyle sosyal-kültürel dokuları farklı formlarda gelişmiş ve evrilmiştir. Bu da karşımıza temelde özdeş ancak elzem oranda birbirlerine benzemeyen kitleler olarak çıkmaktadır. Bunun yanında söz konusu devletlerin tümü birbirlerine sınır komşusu değillerdir. Mesele hem sosyolojik hem de coğrafi bakımdan önemli handikaplar barındırdığı için halen tam anlamıyla gerçekleştirilebilir görünmemektedir. Ziya Gökalp, bir kısım saikleri günümüz şartlarında değerlendirdiğimiz bu tespitleri yaptıktan sonra şu sonuca varmıştır; Önce Oğuz Birliği, ardından Turan Federasyonu ve mümkün olursa Turan Devleti.

Oğuz Birliği, ayın dil ve kültür potasında yoğrulan Batı Türklerinin yani Türk ve Türkmenlerin siyasi birliğini ifade eder. Aslında bu birlik Türkiye Cumhuriyeti ile sağlanmış gibidir. Azerbaycan, K.K.T.C. ve Irak-Suriye hattında yaşayan Türkmenlerin bu birliğe dahil olabilmeleri de hem sosyolojik hem de siyasal açıdan ihtimal olarak değerlendirilebilecek kadar yakındır. Zaten manende bu birlik sağlanmış durumdadır. Buradan hareketle şunu ifade edebiliyoruz ki; Oğuz Birliğinin sağlanması önemli ölçüde gerçekleştirilmiştir.

Turan Birliği düşüncesi, bağımsız olarak varlığını sürdüren Türk Devletlerinin uluslararası arenada siyasi birlik ve ortak menfaat ekseninde yakınlaşması ve bu yakınlaşmanın mümkün olan en uç safhaya kadar ulaştırılması düşüncesidir. Örnek verecek olursak Nato, Birleşmiş Milletler ve G8 gibi ekonomik ve stratejik açıdan birlikteliğini ilan eden teşekküller birer güç unsuru olmuşlardır. Bu tür bir güç unsuru olabilmek Türklüğün yüceltilmesi ve Türk Dünyasının ihyası için ilk ödenmi adım olacaktır. Buradan da hareketle şunu ifade edebiliyoruz ki; Turan Birliği, bugün ulaşılabilir hatta çok kısa bir süre içerisinde hayata geçirilebilir bir hedeftir.

Turan Devleti düşüncesi ise sosyolojik, siyasi ve coğrafi faktörler bakımından halen uzak bir hedeftir. Ancak değişmesi muhtemel küresel dengeler, bir gün bu mefkûreyi gerçekleştirebilme fırsatını karşımıza çıkartabilir. Bugün için tarih addettiğimiz geçmiş asırlar gibi, bugün de asırlar  sonrası için bir tarih evresi olacaktır. Belki yıllar belki asırlar sonrası için bu muazzam hedefin temellerini oluşturabilmek, belki de gerçekleştirebilmekten çok daha mühim ve kutsal bir başarım olacaktır.

10.07.2016'de eklendi, 601 kez okundu
TurkTarihim.Com - Her hakkı mahfuzdur ve koruma altındadır. Kaynak belirtilmeden kullanılamaz.