Batı Karahanlılar

Batı Karahanlılar

Batı Karahanlılar, Büyük Karahanlı Devletinin bölünmesiyle Meveraünnehir civarında varlıklarını devam ettirmiş, Karahıtaylı istilalarına kadar Türklerin Bozkır'daki son kalesi olmuştur.

Ali Tigin’in saltanat hırsı ve entrikaları Büyük Karahanlı devletini çöküş sürecine götürmüştü. Ölümünden sonra ise sular durulmamış, oğlu Yusuf Tigin, babası gibi saltanat hırsıyla hareket ederek saltana ailesi içerisinde ayrılıklara sebep olmuştu. Karahanlı Devleti bu ayrılıklarla ortaya çıkan iç çekişmelerle uğraşırken Büyük Selçuklu Devleti Karahanlılar için bir ideal olan Horasan’ı ele geçirince iç karışıklıklar düzeltilemez bir hale geldi. Başsız kalan Karahanlı Devleti, son büyük kağan Süleyman Han ve muhaliflerinin oluşturduğu siyasi cephelerle ikiye bölündü. Son kağan Süleyman Han’a itaat eden boylar ülkenin doğu bölgesinde Karahanlı Devletinin ardılları olarak Doğu Karahanlılar idaresini kurmuş, muhalif tavır sergileyen ve iç çekişmelerde başı çeken aileler ise ülkenin batı bölgesinde bağımsız Batı Karahanlılar idaresini oluşturmuşlardı. 

Süleyman Han’a bağlılığı kabul etmeyen ve ayrılıkçı bir tavır izleyen Karahanlı Hükümdar aileleri, Özkent merkezinde yeni bir devlet teşkilatlanmasına giriştiler. Ayrılık hareketi Karahanlı hükümdar ailesi içerisinde yaşandığı için bir lider önderliğinde hareket edilmemişti. Bu sebeple ayrı bir devlet haline gelmişlerse de henüz ülkenin başında bir liderleri bulunmuyordu. Batı Karahanlılar, Saltanat ailesi içerisinde verdikleri bir karar ile başarılı bir asker ve ünlü bir kumandan olan Muhammed Han’ı büyük kağan olarak seçtiler.


Muhammed Han Dönemi (1042 – 1052]

Muhammed Han, muhalif karahanlı ailelerinin ortak kararıyla yönetime geçmişti. Bu sebeple önemli bir rakibi ya da iç düşmanı bulunmuyordu. Ancak önemli bir asker olmasına karşın devlet idaresini eline tam olarak alamamış ve Hükümdar ailelerinin gölgesinde kalmıştı. Muhammed Han, kardeşi  İbrahim Börtigin Han’ı Ortak Kağan tayin ederek ülkenin yönetimini birlikte üstlenmişlerdi. İbrahim Han, ağabeyi Muhammed Han’ın aksine mücadeleci, boyunduruğu kabul etmeyen ve liderlik vasıfları güçlü bir kişiliğe sahipti. Ancak otoritenin ağabeyi Muhammed Han’da olması ve Muhammed Han’ın Batı Karahanlı ailelerinin boyunduruğu altında kalması hasebiyle makul bir siyaset izlemekteydi.
Batı Karahanlılar, bulundukları coğrafyayı Gazne ve Selçuklu Devletleriyle paylaşmaktaydılar. Sınırdaşı olduğu bu iki Türk Devleti ile Muhammed Han dönemi içerisinde iyi ilişkiler içerisine girilmiş ve mücadeleden kaçınılmıştı. Karahanlılar için tehdit unsuru olan Samaniler yıkılmış ve Batı Karahanlılar için bir sınır tehlikesi kalmamıştı. Muhammed Han liderliğinde geçen 10 yıllık süre zarfında Batı Karahanlılar herhangi bir dış tehdide maruz kalmamış, savaşmamış, ülke nezdinde sakin bir süreç yaşamışlardı. 
Muhammed Han, 1052 yılında vefat edince yerine orta kağan olan İbrahim Börtigin Tamgaç Han geçti. 


İbrahim Han Dönemi (1052 – 1068)

Ağabeyi Muhammed Han’ın vefat etmesiyle Büyük Kağan olan İbrahim Han, yeni vazifesini üstlendiği tarihlerde Doğu Karahanlılar iç karışıklıklar ve saltanat mücadeleleriyle uğraşmaktaydılar. Doğu Karahanlı lideri İbrahim Han, üvey babasını öldürerek yönetime geçmiş, kardeşi Mahmut’da onunla saltanat mücadelesine girişmişti. İbrahim Han, adaşı Doğu Karahanlı lideri İbrahim Han’ın içinde bulunduğu bu zor durum karşısında yapıcı bir rol izlemek yerine Doğu Karahanlıların iç işlerine karışarak sorunu daha da tırmandırdı. Doğu Karahanlıların yaşadığı sorundan istifade ederek Fergana bölgesini zaptetti ve topraklarına dahil etti (1058). 
İbrahim Han, cengaver kişiliğinin yanında hem büyük bir din alimiydi hem de yetenekli bir devlet adamıydı. Fergana’nın zaptedilmesinden sonra ülkenin iç idaresine önem vererek komşularıyla münasebetleri yumuşattı. Gazneliler ve Selçuklularla mücadeleye girişmeden ülke içindeki adaletin temini için siyasi çalışmalar başlattı. Batı Karahanlılar barış içinde, savaşsız bir 20 yıl geçirmişti. Bu süre zarfında ülkesinin ekonomisi ilerlemiş, ticareti büyümüştü. Bu gelişmelere paralel olarak toplum içinde hırsızlıklar, adi suçlar ve adalet sorunları baş göstermeye başlamıştı. İbrahim Han, çıkarttığı katı yasalar ve cezai önlemlerle ülke içinde adaleti temin edecek önemli faaliyetler yürüttü. Bu faaliyetlerin neticesinde hırsızlık neredeyse tamamen ortadan kalkmış, uygulanan ağır cezalar ve denetimler neticesinde adaleti sağlamıştı. 

Bu tarihlerde Şiiliğin bir uzantısı olarak Muhalif bir İslam hareketi olan İsmaililik Arap topraklarının dışına çıkmış, Batı Karahanlı sınırları içerisinde kendisini göstermeye başlamıştı. İtikadi bir muhalif hareket olan İsmaililik, din alimi olan İbrahim Han’ı oldukça rahatsız etti. Abbasi karşıtlığı ile başlayan ve İslam inanışlarını tahrif eden bu siyasi fitne hareketine karşı sert yaptırımlar uygulayarak ülkesindeki İsmaili teşkilatlanmalara müsaade etmeyerek ülkesinden kovdu. 

İbrahim Han, ömrünün son 4 yılında ülke içindeki adaletin idamesi, toplumun inanç yönünden güçlenmesi için çabalar sarfetti. Büyük Kağan Olmasına rağmen ilim meclislerine katılarak ilim sohbetleri dinledi. Din alimlerinin ülke ve toplum ile ilgili tavsiyelerini görüşlerini aldı. Hatta Devletin yönetimiyle ilgili kararlarda Alimlerin sözlerine itibar ederek bir anlamda ülkenin yönetiminde inisiyatif sahibi haline getirdi. Bu dönemden sonra Büyük Kağanlar, devlet ve toplum ile ilgili kararlarında ulemalara danışarak hareket etmişlerdir.
İbrahim Han’ın 1068 yılında vefat etmesi üzerine yerine oğlu Nasr büyük kağan oldu. 


Nasr Dönemi (1068 – 1080)

Nasr Han, babasının vefatı üzerine yönetime geçmişti. Batı Karahanlılar uzun bir süredir barış içerisinde ve müreffeh bir yaşam sürüyorlardı. Bu barış dönemi Nasr’ın yönetime geçtiği yıllarda sona erdi. Ülkenin Doğu sınırlarında bulunan Şaş ve Tünhas şehirlerinin valisi Şuayb, İbrahim Han’ın ölmesini fırsat bilerek isyan hareketine girişti. Şaş ve Tünhas şehirleri kalabalık ve nüfuslu şehirlerdi. Bu haseple Şuayb önemli bir askeri güce sahipti. Üstelik bu şehirler Doğu Karahanlı sınırlarını oluşturuyordu. Şuaybın Doğu Karahanlılardan yardım alması ve Doğu-Batı Karahanlı savaşının ortaya çıkması gibi büyük bir tehlike söz konusuydu. 

Nasr, bu zor durum karşısında İsyanı bastırmayı başardı ancak uzun süredir devam eden barış ortamının bozulması Doğu Karahanlıları zor duruma soktu. Bu kez Batı Karahanlılar iç karışıklıklar yaşıyordu ve Doğu Karahanlılar bu durumdan istifade etmeye çalıştı. Nasr’ın içinde bulunduğu zor durumdan istifade etmek isteyen Doğu Karahanlı hükümdarı Mahmut Han, İbrahin Han döneminde kaybedilen Fergana’yı geri almak için harekete geçmeye karar verdi. Ordusunu toplayıp sefer hazırlığı devam ediyorken Doğu ve Batı Karahanlı alimleri bu kardeş kavgasına mani olmak için araya girdiler. Saygın ve itibarlı din alimlerinin bu teşebbüsleri olumlu sonuç verdi. Nasr, Fergana’yı Doğu Karahanlılara vererek Seyhun Nehrini sınır kabul edip barış yaptılar (1076). 

Nasr, Doğu Karahanlılarla olan sorununu çözdükten sonra Büyük Karahanlı Devletinin yıkılmasıyla Karahanlı topraklarının bir bölümünü zapteden Selçuklular üzerine sefer hazırlığına girişti. Amacı, Selçuklulara kaybedilen toprakları geri alarak nüfuzunu Batıya doğru genişletmekti ancak Nasr’ın bu hazırlığından haberi olmayan Selçuklu Hükümdarı Melikşah, aynı tarihlerde önemli bir ilim ve kültür merkezi olan Semerkand’ı ziyarete gelmişti. Bu tevafuk üzerine Nasr, ülkesini ziyaret eden Melikşah’ı ağırlamış ve dostluk kurmuş, hatta bir akrabasını Melikşah’a gelin olarak verince aralarında akrabalık bağı oluşmuştu. Bu münasebetler neticesinde Batı Karahanlılar ile Selçuklular arasında sözlü bir barış antlaşması gerçekleşmiş oldu. 

Doğu Karahanlılarla barış yapılmış, Selçuklularla iyi ilişkiler içerisine girilmişti. Nasr için bir dış tehdit kalmamıştı. Ülke içinde rahatsızlık verici bir olay da yaşanmıyordu. Nasr, bu refah dönemi içerisinde Alimlerinde talebi ile çok sayıda İlim merkezleri inşa ettirdi. Bunun yanında Ticaretin ve Sosyal hayatın gelişimi için Ribat adı verilen içerisinde Pazar, Kadı, Kütüphane, Medrese gibi sosyal merkezlerin bulunduğu bir nevi hükümet konağı inşaları yaptırdı. Bu dönemden vefat edeceği yıla kadar Batı Karahanlı Devleti ilmi, İslami, kültürel ve ekonomik anlamda gelişmeler kaydetti. 
Nasr’ın 1080 yılında vefat etmesi üzerine yerine oğlu Hıdır Han yönetime geçse de, yönetim sorumluluğunu taşıyamaması ve devlet iradesini üstlenebilecek niteliklere sahip olamadığının anlaşılması üzerine yerine Nasr’ın kardeşi Ahmet Han geçti (1081). 


Selçuklu Hakimiyet Dönemi (1081 – 1132)

Kardeşinin vefatı ve Yeğeni Hıdır Han’ın ülke yönetiminin sorumluluğunu taşıyamaması üzerine Batı Karahanlıların başına geçen Ahmet Han, ülke yönetimini devraldığı yıllarda büyük sorunlarla karşı karşıya kaldı. Babası İbrahim Han döneminde ülke yönetiminde danışılan bir merci olarak atanan din adamları, git gide söz sahibi olmaya, danışılmanın ötesinde şerh koymaya ve buyruk vermeye başlamışlardı. Bu çok başlılık Büyük Kağanın mevkisinin otoritesine gölge düşürmekteydi. 

Babasının görevlendirdiği ve devlet idaresinde itibarlı hale getirdiği din adamlarına karşı otorite kullanamayan İbrahim Han, kendisini politik mücadeleler içerisinde buldu. Bu politik mücadeleler zamanla çözülemeyen sorunlar haline gelince ülke idari açıdan çıkmaza girmiş, iç ihtilaflar hat safhaya çıkmıştı. Ahmet Han, sarsılan otoritesi ve iç karışıklıklarla ülkesini ancak 7 yıl yönetebildi. Batı Karahanlılar iç karışıklıklarla boğuşurken İç Asyanın Doğusunda güçlenen ve yükselen Büyük Selçuklu Devleti için bu önemli bir fırsattı. Selçuklu Devletinin başında bulunan Melikşah Han, bu fırsatı değerlendirerek Batı Karahanlıları himayesi altına almak amacıyla Buharayı zaptetti (1089). Ahmet Han, Buharanın zaptedilmesine karşı koyamayınca Melikşah kısa bir süre sonra Batı Karahanlıların en önemli şehri olan Semerkand’ıda zaptederek topraklarına dahil etti. Batı Karahanlı şehirlerini bir bir zapteden ve direnişle karşılaşmayan Melikşah, Batı Karahanlıların merkezi konumunda olan Özkent’i alarak Ahmet Han’ı esir aldı. Artık Batı Karahanlılar Büyük Selçuklu Devletine boyun eğmişti. 

Melikşah, Batı Karahanlıların tüm önemli şehirlerini ve başkentini zaptetmiş ve kağanını esir almıştı. Artık ülke tam olarak Selçuklu Devletinin otoritesi altındaydı. Ülke yönetiminde söz sahibi olan Din alimleri, Selçuklu Himayesini kabul etmeyerek Batı Karahanlı ordusunun temel gücünü teşkil eden Çiğil boyunun lideri Süleyman’ı Büyük Kağan yaparak ülkenin başına getirdiler. Bunu öğrenen Melikşah Han, tehlikeyi bertaraf etmek için Semerkand’a sefere çıkarak hem Süleyman Han’ın güçlenmesini önlemek, hem de Din alimleri üzerinde de otorite kurmak amacıyla Semerkand’ı yeniden zaptetti. 

Batı Karahanlı toprakları Büyük Selçuklu Devleti tarafından zaptedilmiş, siyasi otoriteleri ortadan kaldırılmış, ordusu küçülerek zayıf düşmüş durumdaydı. Selçuklu Devletinin himayesini kabul etmek zorunda kalan Batı Karahanlılar, Melikşah Han’ın izniyle saltanat ailesinden Mesut Han’ı başa getirdiler. Artık Batı Karahanlılar liderlerini kendileri seçmiyor, Selçuklu Devleti tarafından tayin ediliyordu. Melikşah’dan sonra gelen Selçuklu Sultanı Berkyaruk 1097 yılında Süleyman Han’ı, 1099 yılında da Cebrail Han’ı Batı Karahanlıların lideri olarak tayin etti. 

Selçukluların gölgesinde varlıklarını sürdürmek zorunda kalan Batı Karahanlılar, Selçuklu Sultanlarının uygun gördüğü,itaatkar ve sadık liderler tarafından yönetilmekteydi. Berkyaruk’un görevlendirdiği Cebrail Han’da bu liderlerden biriydi ancak diğerleri kadar itaatkar ve sadık bir lider değildi. Her ne kadar Selçuklu Sultanı tarafından görevlendirilmiş olsa da Karahanlıların istikbalini Selçuklu Sultanlarının emirlerinden daha çok önemsiyordu. Bu yönünü fırsatını bulana dek göstermeyen Cebrail Han, Selçuklu sultanları arasında saltanat mücadelesi baş gösterince Karahanlıların yeniden bağımsızlığına kavuşması için ilk hamlesini yaptı ve hem Selçukluların Karahanlıların elinden aldığı Horasan şehrini zaptetti (1100). Selçuklu her ne kadar saltanat mücadelesi içerisinde bulunsa da Selçuklular teşkilatlı sağlam bir devlet yapısına sahipti. Selçukluların şark valisi Sencer, Cebrail Han’ın bu isyan hareketine karşı ordusuyla Horasan’a girerek Cebrail Han’la mücadeleye girişti. Mücadeleyi kazanan Sencer, Cebrail Han’ıda esir aldı ve idam ettirdi. 

Cebrail Han’ın idam edilmesiyle Karahanlıların son bağımsızlık umudu da hüsranla sonuçlanmıştı. Karahanlılar yıkılma sürecini yaşarken Selçuklular Anadolu coğrafyasına girmiş, Doğu Roma İmparatorluğunu dize getirerek sınırlarını Batıdaki verimli topraklara doğru genişletmişti. Selçukluların batıya doğru yönelmesi ve Anadolu coğrafyasını daha çok önemsemesiyle Asya içlerindeki politikalar Şark valisi Sencer tarafından idare ediliyordu. 

Sencer, Cebrail Han vakasından sonra Karahanlıların başına daha güvenli birini geçirmek zorundaydı. Bu görev için enuygun aday yeğeni olan Süleyman Hanın oğlu Muhammed Han dı. Muhammed Han hem Karahanlı sülalesindendi hem de Karahanlılar ile kurduğu akrabalık bağı ile yeğeni olarak küçük yaştan beri yanında ve kontrolünde yetişmişti. Cebrail Han’ın idam edilmesinden sonra Karahanlıların liderliğine Muhammed Han geldi (1102) ancak her ne kadar Karahanlı sülalesinden olsa da Sencer’in yeğeni olması hasebiyle Saltanat sülalesi tarafından kabul görmüyordu. Batı Karahanlıların önde gelen aileleri Muhammed Han’ın idaresine karşı hep muhalif konumda yer aldılar. Her ne kadar kabul görmese de dayısı Sencer’in desteğiyle 27 yıl gibi uzun bir süre Batı Karahanlıların liderliğini devam ettirdi ve hakimiyet döneminde sürekli olarak muhalif ailelerle mücadele etmek zorunda kaldı. 1029 yılında geçirdiği bir rahatsızlık sebebiyle felç olunca liderliğini kabul etmeyen Batı Karahanlılar, saltanat ailesiyle birlikte büyük bir isyan hareketine giriştiler. Muhammed Han, emrine verilen askeri güçlerle bu isyana karşı koyabilecekken tedirginlikle dayısı Sencer’den yardım talep etti. Sencer ordularıyla birlikte yola çıkmıştı ancak Muhammed Han, kendi güçleriyle isyanı bastırmıştı. Muhammed Han’ın bu basiretsiz tavrına sinirlenen Sencer, onu yönetimden alarak yerine Muhammed Tamgaç Han’ı Batı Karahanlıların liderliğine geçirdi (1029). Muhammed Han, bu olaydan kısa bir süre vefat etti. 
Sencer, Muhammed Han’dan sonra Muhammed Tamgaç Han’ı, birkaç ay sonra Ahmed Kadir Han’ı, 1030 yılında Hasan Han’ı, 1132 yılında İbrahim Tamgaç Han’ı, birkaç ay sonra da 2. Mahmud Han’ı karahanlıların liderliğine atadı. Sencer, kısa süreli liderler atayarak Batı Karahanlıların bir lider etrafında toplanmasını engellemeyi amaçlıyordu. Zira Batı Karahanlı Devleti artık varlık gösteremeyen, ordusu zayıf düşmüş, bir anlamda Selçukluların vilayetine dönüşmüş bir devlet durumundaydı. Bu durumu muhafaza etmek amacıyla üzerine çok büyük işler düşmeyen kısa süreli Han’lar atayarak Batı Karahanlıları siyasi bir boşluk içinde tutuyordu. 


Batı Karahanlıların Zayıflaması ve Yıkılması 

2. Mahmud Han döneminde Doğu Karahanlı Devleti,  Moğol istilacıları olan Karahıtayların saldırılarına maruz kalıyordu ve önemli şehirlerini bir bir kaybediyordu. Adım adım Batı Karahanlı sınırlarına yaklaşan Karahıtay tehlikesine karşı büyük bir tedirginlik hakimdi. Sencer, önemli bir tehlike olan Karahıtaylılarla karşı karşıya gelmemek için Batı Karahanlıların idaresine müdahil olmamaya başlamıştı. Bu sebeple de 2. Mahmud Han’dan sonra birini atamamıştı. Üstelik bizzat atadığı 2. Mahmud Han’a herhangi bir destekte vermiyordu. 

1137 yılına gelindiğinde Karahıtaylılar Doğu Karahanlıları hakimiyet altına aldıktan sonra Batı Karahanlı topraklarına da girmeye başladılar. Doğu Karahanlılarla sınır şehri olan Hocent artık Karahıtaylıların istilası altındaydı. 2. Mahmud Han karşı koymak için kendisine bağlı birliklerle Hocend’e girdi ancak kalabalık Karahıtaylılar karşısında başarılı olamayınca Semerkand’a çekilmek zorunda kaldı. Bu mağlubiyet Karahıtaylılarla yıllarca savaşan Karluk boyunun büyük tepkisine sebep oldu. Hem Doğu Karahanlılar hem de Batı Karahanlıların Karahıtaylılar karşısındaki basiretsizliğine isyan eden Karluklar, 2. Mahmud Han’la mücadele içerisine giriştiler. 2. Mahmud, hem Karahıtaylılarla hem de Karahıtaylılarla yıllarca savaşan Karluklarla mücadele içerisine girişmek zorunda kaldı. 

2. Mahmud Han, Karlukların baskılarına karşı Sencer’den yardım istemek zorunda kaldı. Kendisine Karahıtaylılara karşı destek vermeyen Sencer, Karluklara karşı olan mücadelesi için yardım birlikleri gönderdi. Karluklar, Sencer’in yardımıyla güçlenen 2. Mahmud Han’ı deviremeyince tekrar Karahıtaylılarla mücadeleye giriştiler. 

Karahıtaylılar tüm karşı koymalara ve mücadelelere rağmen ilerleyişlerini sürdürerek Katvan şehrine kadar ilerlediler.Karahıtaylılar artık sadece Batı Karahanlılar için değil Selçuklular içinde bir tehlike unsuru oluşturmaya başlamışlardı. Önceleri Karahıtaylılara karşı 2. Mahmud Han’ı desteklemeyen Sencer, Karahıtay tehlikesine karşı zorunlu olarak 2. Mahmud Han ile işbirliği yapmak zorunda kaldı. 2. Mahmud Han, Sencerin desteğine rağmen Karahıtaylılara karşı galip gelemeyince Karahıtaylılar Maveraünnehiri  tamamen istila edip 2. Mahmud Han’ı tahttan indirerek yerine 2. Mahmud’un kardeşi ve Orta Kağan olan 3. İbrahim Tamgaç Han’ı Batı Karahanlıların liderliğine getirdiler (1141). 

3. İbrahim Tamgaç Han, Karahıtaylılar tarafından yönetime geçirildiği için Selçuklular için bir düşman durumundaydı. Üstelik Karahanlıların en önemli askeri gücü olan Karluklar da Karahanlıların gölgesinde tahta geçen 3. İbrahim Han’a karşı düşman bir tavır izliyordu. Karahıtaylıların himayesinde 9 yıl boyunca tahtta kalan 3. İbrahim Tamgaç Han, Karlukların başlattığı bir isyana karşı koymak için giriştiği mücadelede mağlup olarak Karluklar tarafından öldürüldü (1150).

3. İbrahim Tamgaç Han’ın ölümünden sonra yerine oğlu Mahmud geçti ve Karluk yenilgisinden sonra Horasana çekildi. 6 yıl boyunca burada kaldı. Mahmud Han’ın durumu oldukça kötüydü. Zira Hem Selçuklularla, hem Karahıtaylılarla hem de Karluklarla düşman durumundaydı. Kendi yerine Selçuklular ve Karluklarla iyi ilişkiler içerisinde olan, Karahıtaylılar tarafından 1141’de tahttan indirilen 2. Mahmud Han’a saltanatı teklif etti. 2. Mahmud, teklifi önce kabul etmeyip oğlu Muhammed’i gönderdi, sonra kendisi saltanatın başına geçti ancak Batı Karahanlıların kontrolü altında olan tek şehir Horasan’dı. 2. Mahmud, Selçuklularla iyi ilişkiler içerisindeydi ancak Selçuklu Sultanı Sencer öldükten sonra Selçuklular 2. Mahmud’a desteğini çekmişti. Üstelik Sencer’in eski kumandanlarından olan Ayaba’da Horasan’ı ele geçirmek için Batı Karahanlı topraklarına girmişti. Zayıf düşen, askeri ve siyasi bir gücü kalmayan Batı Karahanlıların lideri olan 2. Mahmud Han, her şeye rağmen Horasan’ı savunduysa da Ayaba karşısında muvaffak olamayınca mağlup oldu ve oğlu Muhammed ile birlikte esir düştü. Gaddar bir Kumandan olan Ayaba, 2. Mahmud ve oğlu Muhammed’in gözlerine mil çekerek hapse attırdı. Baba oğul, hapse düştükten bir yıl kadar sonra birlikte vefat ettiler (1156).

2. Mahmud Han’ın vefatından sonra Batı Karahanlı saltanat aileleride otoritelerini kaybetmişlerdi. Varoluş mücadelesi veren Batı Karahanlılar artık saltanat ailesi tarafından bile sahiplenilmiyor duruma gelmişti. Bunun üzerine Ali Tigin’in sülalesi boş kalan saltanat makamını sahiplenerek Ali Çağı Han’ı Batı Karahanlıların büyük kağanı olarak ilan ettiler (1156). Elindeki kısıtlı imkanlarla ve zayıflamış ordusuyla Karahıtaylılarla mücadele edemeyeceğini anlayan Ali Çağrı Han, iyi ilişkiler kurmayı, onların gölgesinde de olsa varlıklarını devam ettirebilmeyi amaçlıyordu. Ancak Karahanlıların en savaşçı ve en kalabalık sülalesi olan Karluklar halen Karahıtaylılarla mücadele içerisindeydiler. Başına buyruk hareket eden ve Karahıtaylılarla uzun yıllar süren mücadelelerinden bir türlü vazgeçmeyen Karlukları bir türlü kontrol altına alamıyordu. Ali Çağrı Han, Karahıtaylılara yaranabilmek, onların dostluğunu kazanabilmek için Karlukları askerlikten men ederek reisleri Paygu Han’ı öldürttü. Bu hareketi Karahıtaylıların dostluğunu kazanmasına yetti ancak bu kez Karluklar’ın amansız düşmanlığını kazanmış oldu. Karlukların hedefi bu kez Ali Çağrı Han olmuştu. Teslimiyetçi bir politika izleyen Ali Çağrı Han’a karşı taarruz eden Karluklar, dönemin büyük din alimi Muhammed Bin Ömer’in yoğun çabalarıyla ancak yatıştırılabildi. Ali Çağrı Han’ın erken ölümü üzerine yerine kardeşi Bilge Mesud Han geçti (1161).

2. Mesud Han, ağabeyi Ali Çağrı Han’ın vefatından sonra yönetime geçtiğinde ülke büyük iç karışıklıklar içerisindeydi. Karahıtaylılar Karahanlıların otoritelerini genişletmesine engel oluyorlardı. Ali Çağrı Han döneminde iyi ilişkiler içerisine girilmişti ancak yine de aynı bozkırda yaşayan iki Kurt gibi düşmanlardı. Karluklar Karahanlı saltanat ailesine ve makamına büyük bir kin duyuyordu. Selçuklularla ilişkilerde neredeyse kopma noktasına gelmişti. 2. Mesud Han, bu keşmekeş içerisinde ülkesini 17 yıl boyunca savaşsız, mücadelesiz, huzur içerisinde yönetmeyi başarabildi. 2. Mesud Han’ın ılımlı, uyumlu ve komşularına karşı tehditsiz tutumu, Batı Karahanlılara yarı esaret altında huzurlu sayılabilecek bir yaşantı sağlamıştı. 2. Mesud Han 1178 yılında vefat ettiğinde  Batı Karahanlı saltanatı artık babadan oğula geçmiyordu. Zira ortada güçlü bir saltanat ailesi ve devlet teşkilatlanması bulunmuyordu. Bu sebeple sembolik Büyük Kağan makamı boşaldığında saltanatı sahiplenmek isteyen güç sahibi herhangi bir kişinin teşebbüsü Batı Karahanlıların lideri olmak için yeterli olabiliyordu. 2. Mesud Han’ın vefatından sonrada öyle oldu. Fergana Bölgesinin kontrolünü elinde bulunduran Küç Arslan İbrahim, 2. Mahmud Han’ın vefatından sonra Büyük Kağanlığına talip olarak Batı Karahanlıların başına geçti (1178). 

4. İbrahim Han Batı Karahanlıların Büyük Kağanlığına soyunmuştu ancak ülke Karahıtaylıların gölgesinde varlığını devam ettiriyordu. Karahıtaylılar Doğu Karahanlı Devletini atadığı kukla kağanlarla idare ediyordu. Tam olarak Doğu Karahanlı coğrafyasını sindirmiş değildi ve Doğu Karahanlı Devleti her ne kadar zayıf düşmüş olsa da kalabalık Karahanlı aileleri bu teslimiyeti kolay kabul etmiyordu. Karahıtaylılar bu süreci tamamlamak için Doğu Karahanlı coğrafyası üzerinde istila ve talan hareketlerinde bulunarak Doğu Karahanlı ailelerinin göç etmesini amaçlıyorlardı. Karahıtaylıların Doğu Karahanlı devleti üzerindeki bu faaliyetleri Batı Karahanlıların bir süre rahat etmelerini sağladı. Zira Karahıtaylılar önce kendilerine en yakın coğrafya olan Doğu Karahanlı topraklarını sindirmesi gerekiyordu. 4. İbrahim Han, bu durumdan istifade etmek amacıyla hakimiyet alanını genişleterek güçlenmeyi amaçladı. Önce Feryun sonra Semerkand’a sahip çıkarak otoritesini ilan etti. Ancak Karahıtaylılar bu durumu kabul etmediklerini bildirince 4. İbrahim Han, Karahıtaylılara bağlı kaldığını ve itaat edeceğini bildirdi. Böylelikle Batı Karahanlılar için son bağımsızlık umududa ortadan kalkmış oldu. 

4. İbrahim Han, 26 yıl boyunca Karahıtaylıların otoritesi altında ülke yönetimini idare etti. Bu süre zarfında Doğu Karahanlılar Karahıtaylıların sahiplendiği coğrafyadan Batıya ve Kuzeye doğru göç hareketlerine giriştiler. Giderek Türk’lüğünü kaybeden Doğu Karahanlı coğrafyası tam anlamıyla Karahıtay devletinin sınırlarına dahil olmuştu. Sıra Batı Karahanlı coğrafyasına gelmişti. 4. İbrahim Han’ın 1204’deki ölümünden sonra yerine geçen oğlu Osman Han döneminde de yıkılma süreci devam etti. 

Osman Han, Harezmşah devleti ile iyi ilişkiler içerisine girmiş ve Şah’ın kızı ile evlenmişti. Adet gereği de her yıl Harezm’e giderek bir süre burada kalıyordu. Osman Han, 8 yıllık hakimiyet döneminde varlık gösteremedi ve  Karahıtaylıların Batı Karahanlı coğrafyasını sahiplenmesi süreci devam etti. Osman Han’ın 1212 yılında adet üzere Harezm’e gitmesi ile Karahıtaylılar Batı Karahanlı devletini lağvederek bulunduğu coğrafyayı sınırlarına dahil etti. 
Bu mağlubiyet Türklerin İç Asyadaki hakimiyetinin sona ermesi demek olacaktır. Bozkır kültürünün son temsilcisi olan Karahanlı Devletinin yıkılmasıyla Türk Dünyası İç Asyadaki hakimiyetini tam anlamıyla kaybetmiş oldu. Türkler artık Selçuklu Devleti bünyesinde Batı Asya, Anadolu ve Arap Yarım Adasında varlığını devam ettirecektir. 

13222 kez okundu.
TurkTarihim.Com - Her hakkı mahfuzdur ve koruma altındadır. Kaynak belirtilmeden kullanılamaz.
Web Tasarım ve Yazılım Hizmeti AyStarSoft Tarafından Sağlanmaktadır.